Türkiye de Büyüme ve İstihdam İlişkisi 2005-2016 Dönemi

Analiz,

 

Türkiye’de Büyüme ve İstihdam İlişkisi: 2005-2016 Dönemi

Bu çalışma Türkiye’de 2005-2016 döneminde ekonomik büyüme ve istihdam ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır.

Doç. Dr. Hüseyin Kaya - Arş. Gör. Yasir Küçükşahin 

Bir ülkede zaman içerisinde yaşanan ekonomik büyüme (GSYH artışı) iki nedenden kaynaklanır. Bunlardan ilki; mal ve hizmet üretiminde daha fazla girdi (emek ve/veya sermaye) kullanımıdır. Üretim büyümesinin bir diğer nedeni ise üretim tekniklerinin gelişmesidir ve bu durum üretkenlik/verimlilik artışı olarak adlandırılır. Ekonomik büyümenin sadece girdi kullanımında artış nedeni ile gerçekleşmesi, bu büyümenin hem kalitesini düşürür, hem de sürdürülebilirliğini önemli oranda kısıtlar. Diğer yandan üretim genişlemesinin sadece üretkenlik artışı neticesinde gerçekleşmesi ise büyümenin kapsayıcılığını yani istihdam yaratma kapasitesini kısıtlar. Dolayısıyla sürdürülebilir, kaliteli ve kapsayıcı kısaca dengeli bir büyümeyi yakalayabilmek için hem istihdamın hem de verimliliğin artması gerekir.

Türkiye genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Genç bir nüfusa sahip olmak aynı zamanda her yıl emek gücüne çok sayıda yeni bireylerin katıldığı anlamına gelmektedir. Bu durum işsizliğin azaltılabilmesi ve büyümenin faydalarından daha geniş bir kesimin faydalanabilmesi adına büyümenin istihdam yaratma kapasitesini Türkiye için ayrıca önemli kılmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2017 yılı Ağustos ayı verilerine göre Türkiye’de çalışma çağındaki (15 yaş üstü) kişi sayısı 60 milyondur. Çalışma çağındaki nüfusun %53,7’si, yaklaşık 32,23 milyonu, işgücüne katılmakta ve bu kişilerin 28,8 milyonu bir işte çalışırken 3,4 milyonu çalışmak  istemelerine rağmen henüz  bir  işe yerleşememiştir. 2016 Ağustos-2017 Ağustos dönemi içerisinde işgücüne 1,25 milyon yeni kişi katılmıştır. Bu durum işsiz sayısını azaltabilmek için ekonomide 1,25 milyondan daha fazla yeni istihdam imkânının oluşturulması gerektiği anlamına gelmektedir.

Bu çalışma en önemli iki ekonomik büyüklük olan büyüme ve istihdam ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye’de bu konu  ile ilgili daha önce yapılmış değerli çalışmalar bulunmaktadır; Gürsel ve ark. (2015), Murat ve Eser (2013), Öz (2010), Yeldan ve Ercan (2011) bu çalışmalara örnek olarak verilebilir. Bizi bu konuyu yeniden incelemeye iten temel neden TÜİK’in hem işgücü istatistiklerinde hem de GSYH hesaplamalarında çok önemli revizyonlar yapmış olmasıdır. Bu kapsamda TÜİK 2014 yılında temel işgücü istatistiklerinde, 2016 yılında ise ulusal hesaplarda yani GSYH hesaplamalarında değişiklikler yapmış ve yeni İşgücü ve GSYH serileri yayınlamaya başlamıştır. İşgücü istatistikleri yeni yönteme göre geriye doğru 2005 yılına kadar, ulusal hesaplar ise yeni yönteme göre geriye doğru 1998 yılına kadar güncellenmiştir. Bu revizyonlar sonrasında her iki veride de önemli değişiklikler olmuştur. Örneğin 2013 yılı için yayınlanan işgücü büyüklüğü verilerinde eski seri ile yeni seri arasında 1,225 milyon fark bulunmaktadır. Ulusal hesaplarda ise hem sektörlerin GSYH içindeki payları değişmiş, hem GSYH seviyesi önemli oranda yükselmiş hem de özellikle 2011 sonrası dönemde GSYH büyüme oranları çok farklılaşmıştır. Örneğin eski seriye göre 2012-2015 döneminde ortalama büyüme %3.3 iken yeni serilerde bu oran %6,1’dir. Revizyon öncesi yapılan birçok çalışma eski seriden hareketle 2011 sonrası dönemi düşük büyüme dönemi olarak adlandırmaktadır. Ancak yeni büyüme rakamları bu adlandırmayı mesnetsiz bırakmıştır ve eski veriler ile yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçları tartışmalı hale getirmiştir. Dolayısıyla güncellenmiş seriler ile istihdam-büyüme ilişkisinin yeniden analiz edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Çalışmamızın takip eden bölümlerinde Türkiye’de istihdam-büyüme ilişkisi incelenecektir. Öncelikle istihdam piyasasında zaman içerisinde yaşanan gelişmeler analiz edilecektir. Daha sonra hem toplam büyümenin hem de sektörel büyümenin istihdam oluşturma kabiliyeti incelenecektir. Bu analizlere ek olarak büyümenin; eğitim seviyesine, yaş gruplarına ve kayıtlılık durumuna göre istihdamı nasıl etkilediğine bakılacaktır.

 

 

 

2005-2015 DÖNEMİNDE İSTİHDAM DEĞİŞİMLERİ

TÜİK yeni işgücü verileri geriye doğru 2005 yılına kadar güncellenmiştir. Bu nedenle analizlerin zaman tutarlılığını sağlamak adına 2005-2016 dönemi dikkate alınmıştır. 2005’ten günümüze sektörel istihdamın yıllar itibariyle nasıl bir eğilim izlediği Şekil 1’de görülmektedir.

2005 yılında 19,63 milyon olan toplam istihdamın 2017 ortasında 28.82 milyona yükseldiği görülmektedir. Bu artışın yaklaşık 1 milyonu Tarım sektöründe, 1,19 milyonu Sanayi sektöründe, 1,18 milyonu İnşaat sektöründe ve 5,88 milyonu ise Hizmetler sektöründe gerçekleşmiştir. 2005-2009 döneminde tarım istihdamı azalmış, yaklaşık 5 yıl sonra yani 2010 yılında istihdam düzeyi 2005 yılı istihdam düzeyine geri gelmiştir. Bu süreçte tarım dışı kesime sadece istihdama yeni katılanlar değil tarım sektöründen de istihdam kayışı olduğu söylenebilir. Tablo 1 incelenen dönemde sektörlerin istihdam paylarını göstermektedir. Bu süreçte hizmetlerin ve inşaatın istihdamdaki payları artarken, sanayi ve tarımın toplam istihdam içerisindeki payları gerilemiştir.

 

 

Ekonominin 2005-2017(Ağustos) döneminde yaklaşık 9,2 milyon kişiye istihdam yaratması önemli bir başarıya işaret etse de bu artışın işsizliğin azaltılabilmesi için yeterli olduğu söylenemez. Bunun en önemli nedeni daha önce de ifade ettiğimiz gibi her yıl istihdam piyasasına çok sayıda yeni bireyin katılmasıdır.

 

 

Şekil 2, 2006-2017 (Ağustos) döneminde işgücündeki ve istihdamdaki net değişimi göstermektedir. Buna göre sadece 2006 yılında ve 2010-2012 döneminde istihdam, işgücüne katılımdan daha fazla artmıştır. Yani sadece bu yıllarda işsiz sayısında bir azalma olmuş, 2007-2009 ve 2013-2017 döneminde işsiz sayısı artış göstermiştir. İncelenen dönemde değişimler arasındaki toplam 1.34 milyondur ve bu rakam işsiz sayısındaki toplam artışı ifade etmektedir.

Bir ekonomide genel anlamda işsizliğin, işsizlik oranı üzerinden takip edildiğini ve ekonomi politikalarının işsizlik oranı hedefleri üzerinden belirlendiğini hatırlatmak isteriz. Bilindiği üzere işsizlik oranı işsiz sayısının işgücüne bölümü ile elde edilir. İşgücünün her yıl arttığı bir ülkede işsizlik oranı sabit kalsa bile işsiz sayısı artmaya devam edecektir. Şekil 3 ilgili dönem boyunca işsizlik oranını (sol eksen) ve işsiz sayısını (sağ eksen) göstermektedir. 2005 yılında %9,5 olan işsizlik oranı krizin en etkili olduğu yıl olan 2009 yılında 13,1 gibi çok yüksek bir seviyeye yükselmiştir.

Kriz sonrası güçlü toparlanmanın etkisiyle hızla düşmeye başlamış ve 2012 yılında son 12 yılın en düşük seviyesi olan %8,4’e gerilemiştir. Takip eden 4 yıl boyunca düzenli olarak artarak 2016 yılında %10,9 seviyesine geri gelmiştir. Açıklanan son verilere göre 2017 Ağustos döneminde bir miktar gerileyerek %10,6 olmuştur. İşsiz sayısındaki değişimin de işsizlik oranı ile benzer bir değişim süreci yaşadığı ancak 2017 yılının ilk yarısında  işsizlikteki gerilemenin işsiz sayısını azaltacak miktarda olmadığı görülmektedir. 

 

 İSTİHDAM-BÜYÜME İLİŞKİSİ

Çalışmanın bu bölümünde bir önceki bölümde analiz edilen istihdamdaki değişimlerin büyüme ile ilişkisi analiz edilecektir. Toplam istihdamın ve toplam üretimin (GSYH) zaman içerisindeki hareketlerini karşılaştırmalı bir şekilde görebilmek adına Şekil 4 oluşturulmuştur. Her iki seri için de 2005, başlangıç yılı, 100 olarak alınmıştır. Görüldüğü üzere  2005- 2016 döneminde toplam üretim %70,6 artarken, toplam istihdam %38,8 artmıştır. Türkiye’de 2002-2007 dönemi tartışmalı ancak popüler olan bir tabirle “istihdamsız büyüme” olarak adlandırılmaktadır.  (Gürsel ve ark., 2015). Grafikte 2005-2007 dönemine baktığımızda üretimin hızlı bir şekilde arttığı ancak istihdamın çok kısıtlı bir artış gerçekleştirdiği görülmektedir. Grafikler arasındaki farkın 2009 dönemi sonrası sürekli açılmış olması emek üretkenliğinin/verimliliğinin (toplam çıktının toplam istihdama oranı olarak tanımlanır ve işçi başına üretim miktarını gösterir) bu dönemde hızla arttığı anlamına gelmektedir.

Türkiye’de hızlı yapısal dönüşümlerin gerçekleşmesi ve tarım istihdamının istikrarsız bir yapıya sahip oluşu, toplam istihdam-toplam üretim büyümesi ilişkisine odaklanmanın hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Bu nedenle sektörel düzeyde istihdam-büyüme ilişkisine bakmak resmi daha net görmemize imkân tanıyacaktır. Şekil 5-8, tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat sektörleri için istihdam ve üretim seviyelerinin zaman içerisindeki seyrini göstermektedir.

 

 

2005-2016 döneminde tarım istihdamı dalgalı bir seyir izlemiş ve çok sınırlı ölçüde yükselmiştir. Aynı dönem içerinde tarım üretimi ise diğer sektörlere nazaran sınırlı bir büyüme göstermiştir. Özellikle 2011 dönemi sonrası tarımda emek verimliliğin arttığı görülmektedir. Sanayi istihdamının 2009 yılında sert bir daralma yaşadığı görülmektedir. Sanayi üretimi de aynı yıl gerilemiş ancak istihdamda olduğu gibi 2005 seviyesinin altına düşmemiştir. 2009 sonrası dönemde sanayide büyümenin ivmelendiği ancak istihdamın aynı oranda artmadığı görülmektedir. Hizmetler sektörü toplam istihdamın ortalama yarısını (dönem ortalaması) ve toplam üretimin ortalama yüzde 55’ini oluşturmaktadır. Bu sektörde dönem boyunca üretim ve istihdamın çok paralel bir seyir izlediği görülmektedir. Bu durum bize hizmetler sektöründe büyümenin istihdam dostu bir büyüme olduğunu, ancak verimlilik artışlarının kısıtlı olduğunu göstermektedir. İnşaat sektöründe ise 2009 yılında hızlı bir üretim daralması yaşanırken, aynı dönemde istihdam daralmasının çok kısıtlı olduğu görülmektedir. 2009 sonrası dönemde inşaat sektörü hızlı bir toparlanma göstermiştir. Bu süreçte inşaat sektöründe de istihdam artışları devam etmiştir. 2005- 2016 döneminde inşaat sektörünün diğer sektörlere nazaran çok daha hızlı bir büyüme gösterdiği açıkça görülmektedir. 2016 yılı sonunda inşaat sektörünün toplam üretimi 2005 üretim seviyesinin 2.33 katı iken, bu rakam tarım sektörü için 1,3, sanayi sektörü için 1,8 ve hizmetler sektörü için 1,66 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde istihdam seviyesini en fazla artıran da yine inşaat sektörü olmuştur. 2016 yılında inşaat sektöründe çalışan sayısı 2005 yılında bu sektörde çalışanların 1,8 katına çıkmıştır. Bu oran tarım sektörü için 1,05, sanayi sektörü için 1,25 ve hizmetler sektörü için 1,58 olmuştur.

İSTİHDAM-BÜYÜME ESNEKLİĞİ

Bu bölümde istihdam büyüme ilişkisine daha yakından bakmak için teknik olarak istihdam-büyüme esnekliği (İBE) olarak adlandırılan ve (istihdam büyümesi)/(üretim büyümesi) formülü ile ölçülen oranlar kullanılacaktır. İstihdam-büyüme esnekliği yüzde 1 büyüme karşısında istihdamdaki yüzdelik değişimi göstermektedir. Örneğin ekonomi yüzde 5 büyüdüğünde istihdam yüzde 3 artıyorsa istihdam-büyüme esnekliği 0.6 olarak ölçülür ve bu oran yüzde birlik bir büyümenin yüzde 0.6 istihdam artışına neden olduğu anlamına gelir. Tablo 2, hesaplanan esnekliklerin farkı büyüme senaryoları altında nasıl yorumlanacağını özetlemektedir.

 

İlk önce ekonomik büyümenin pozitif olduğu durumu dikkate alalım. Ekonomi büyürken eğer hesaplanan İBE negatif çıkıyorsa bu durum istihdamın azaldığı emek üretkenliğin arttığı anlamına gelmektedir. Eğer İBE 0 ve 1 arasında ise ülkede hem üretkenlik hem de istihdam artışı olmuştur. Pozitif büyüme altında eğer İBE birden büyük ise bu durum istihdamın artışının büyümeden daha fazla olduğunu ve üretkenlikte gerileme olduğunu gösterir. Ekonomide küçülme söz konusu olduğunda (negatif büyüme) İBE’nin negatif oluşu istihdam artışına ve üretkenlik düşüşüne işaret eder. İBE’nin sıfırla bir arasında oluşu ise hem istihdam da hem de üretkenlikte azalma olduğu anlamına gelmektedir. Son olarak negatif büyüme altında İBE’nin birden daha büyük olması istihdamın azaldığını, üretkenliğin ise arttığını ifade etmektedir.

SEKTÖRLERE GÖRE İSTİHDAM-BÜYÜME ESNEKLİĞİ

Tablo 3, hem toplam hem de sektörlere göre hesaplanan istihdam-büyüme esnekliklerini göstermektedir. Bu tabloyu hazırlarken her yılı ayrı ayrı göstermek yerine genel büyüme oranlarını esas alarak belirlediğimiz 4 dönemi ve bu dönemlerdeki ortalama yıllık büyümeleri kullanarak hesapladığımız esneklikleri kullanmayı tercih ettik. 2006-2007 dönemini “kriz öncesi dönem”, 2008-2009 dönemini “kriz dönemi”, 2010-2011 dönemini “hızlı toparlanma dönemi” ve son olarak 2011-2016 dönemini “2011 sonrası dönem” olarak isimlendirdik.

Kriz öncesi dönem yüksek büyüme dönemi olarak da adlandırılan 2002-2007 döneminin son iki yılını kapsamaktadır. Bu dönemde GSYH ortalama %6,1 büyürken, sanayi %7,7 ve inşaat %18,1 büyümüştür. Hizmetler sektörünün büyümesi ise %5,1 ile GSYH büyümesinin gerisinde kalmıştır. Aynı dönemde tarım sektöründe bir daralma söz konusudur. Kriz öncesi dönemde tarım dışındaki tüm sektörlerde istihdam artışı yaşanmıştır.

Kriz öncesi dönemde istihdam-büyüme esnekliği tüm sektörler için pozitiftir. En büyük esneklik katsayısı tarım sektöründe görülmektedir. Tarım sektöründe istihdam daralması üretim daralmasının yaklaşık iki katıdır. Bu durum tarım sektöründe istihdam daralırken üretkenlik artışının yaşandığını gösterir. Hizmetler sektörü için hesaplanan 0,8 İBE, hizmetler sektörünün kriz öncesi dönemde istihdam oluşturma kabiliyetinin yüksek olduğunu göstermektedir. İnşaat ve sanayi sektörleri için hesaplanan İBE sırasıyla 0,36 ve 0,27’dir. Her iki sektörde de büyüme istihdam oluşumuna neden olmuş, ancak özellikle sanayi sektörünün istihdam oluşturma kabiliyeti kısıtlı kalmıştır. Tarım sektörünün negatif katkısı ve sanayi sektöründeki kısıtlı istihdam artışının etkisiyle toplam istihdam için İBE 0,26 olmuştur. Sonuç olarak kriz öncesi dönemde hizmetler sektöründe istihdam dostu bir büyüme yaşanırken, diğer sektörler için bu durum söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla bu dönemi istihdamsız büyüme dönemi olarak genelleştirmek pek mümkün değildir.

Kriz dönemi olarak adlandırdığımız ve küresel krizin bulaşma etkisiyle ekonominin hızla yavaşlayıp daha sonra küçüldüğü 2008-2009 döneminde GSYH ortalama %1,9 küçülmüştür. Bu dönemde en büyük daralma %10,3 ile inşaat sektöründe yaşanmıştır. Sanayi sektöründe %3,9 ve hizmetler sektöründe ise sınırlı bir daralma meydana gelmiştir. Aynı dönemde tarım sektörü genelin aksine %4,3 büyümüştür. Kriz döneminde istihdam piyasasının görece olumlu bir seyir izlediği söylenebilir. Bu dönemde sanayi sektörü hariç hiçbir sektörde istihdam edilen kişi sayısında azalma yaşanmamıştır. Tarım sektöründe esneklik 0,47  ile makul sayılabilecek bir seviyede gerçekleşmiştir. İnşaat sektöründe ciddi oranda küçülme olmasına rağmen istihdam artışı görülmektedir. Hizmetler sektöründe de daralma olmasına rağmen istihdamın arttığı görülmektedir.

Kriz döneminde sanayi sektöründe üretimin yüzde bir daralmasına istihdamda yüzde 0.62 gibi önemli bir daralmanın eşlik ettiği görülmektedir. İncelenen dönemler içerisinde sanayi sektöründe en yüksek esneklik katsayısının kriz döneminde gerçekleşmiş olduğu görülmektedir Bu sonucun olası açıklamalarında sanayi sektöründeki üretim daralmasının mahiyeti önem arz etmektedir. Eğer sanayi sektöründe küçülme ağırlıklı olarak şirketlerin kapanması nedeniyle oluyorsa -ki öncelikle en verimsiz şirketlerin kapanması beklenir-, istihdamda yüksek oranlı daralma görülecektir. Diğer yandan eğer sanayi sektöründe kapanan şirket sayısı kısıtlı ise ve üretim daralması mevcut sanayi firmalarının üretimlerini azaltmaları nedeniyle gerçekleşiyorsa bu, sanayi sektöründe kötü günde işten çıkarmaların iyi günde işe alımlara nazaran daha hızlı gerçekleştiği şeklinde yorumlanabilir. Başka bir perspektiften bakıldığında, genişleme dönemlerinde üretim artışlarının mesai saatlerindeki artışlarla sağlanıyor olduğu düşünülebilir. Bu durumda genişleme döneminde ilave istihdam azalacaktır. Ancak iş piyasasında aşağı yönlü esnekliğin düşük olması nedeni ile daralma dönemlerinde çalışma sürelerinin azaltılması mümkün olmayabilir ve firmalar işçi çıkarmak zorunda kalmış olabilir. Diğer yandan, küreselleşme ile birlikte üretim faktörlerinin birbirleri yerine kullanımında artış görülmektedir (Öz, 2010). Özellikle büyüme dönemlerinde teknoloji transferi ve talep özelliklerine de bağlı olarak emeğin sermaye ile ikamesi artıyor olabilir ve bu durum istihdam genişlemesini kısıtlayabilir. Daralma dönemlerinde üretim planlamasında sermayeye oranla emekten daha kolay vazgeçilebilmesi de bu sonucu doğurmuş olabilir. Görüldüğü üzere konunun mahiyetini açıklığa kavuşturmak için firma bazlı ve daha detaylı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Hızlı toparlanma döneminde her sektörde önemli oranda büyüme gerçekleşmiştir. En yüksek İBE tarım sektöründe görülmektedir. Tarım sektöründe bu dönemde tam olarak nedenini bilmediğimiz çok büyük bir istihdam artışı yaşanmıştır. Sanayi sektöründeki is- 

tihdam seviyesi toparlanarak kriz öncesi dönemin üzerine çıkmıştır; ancak büyümeye nispetle bu toparlanmanın hızı kriz dönemindeki azalışın biraz altında kalmıştır. İnşaat sektörü bu dönemde %20,9 büyümüştür ve bu büyüme %13,2 istihdam artışı ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu dönem inşaat sektörü için en iyi istihdam-dostu büyüme dönemi, hizmetler sektörü için ise en kötü istihdam-dostu büyüme dönemdir. Hizmetler sektöründe kriz döneminde yaşanan verimlilik kaybının bu dönemde verimlilik artışı ile telafi edildiği görülmektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde hızlı toparlanma döneminde, hem kriz döneminde yaşanan istihdam kayıplarının telafi edildiği hem de tarım dışı sektörlerde verimlilik artışının olduğu görülmektedir.

Analizin son dönemi olan 2011 sonrası dönem 5 yıllık bir periyodu kapsamaktadır. Bu dönemde en yüksek İBE 0,92 ile hizmetler sektöründe gerçekleşmiştir. Hizmetler sektörü bu dönemde %5,7 büyürken hizmet istihdamı da benzer bir oranda %5,3 artmıştır. Sanayi sektöründe büyümenin istihdam oluşturma kabiliyeti önemli oranda gerileyerek kriz öncesi seviyeye yaklaşmıştır. Bu dönemde sanayi sektöründe önemli oranda verimlilik artışı yaşandığı görülmektedir. Bu dönemde %7,5 büyüme oranı ile en hızlı büyüyen sektör inşaat sektörü olmuştur. İnşaat sektöründe istihdam artışı da %3,7 olmuştur. Tarım sektöründe ise istihdam gerilemiş, buna rağmen üretim artışı yaşanmıştır. Dolayısıyla bir önceki dönemde tarım sektöründe görülen verimlilik kaybı bu dönemde yerini önemli bir verimlilik artışına bırakmıştır. Toplam istihdam için hesaplanan 0,58 İBE katsayısı, 2011 sonrası dönemin dengeli bir büyüme dönemi olarak adlandırılabileceğini göstermektedir. Bu dönemde hem istihdam hem de verimlilik artmıştır.

İncelediğimiz 2005-2016 dönemi genel olarak değerlendirildiğinde, yüzde birlik bir büyümenin yüzde 0,6 istihdam oluşturduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Tarım dışı sektörler dikkate alındığında ise İBE 0,72 olmaktadır. Bu sonuçlar bize Türkiye’de son 12 yılda hem istihdam artışlarının hem de verimliliğin arttığı dengeli bir büyüme dönemi yaşandığını göstermektedir. Türkiye’de istihdam-büyüme ilişkisinin diğer ülkeler ile karşılaştırılması bize ülkemizin konumlandığı yeri göstermesi açısından faydalı olacaktır.

Şekil 9, 35 OECD ülkesinin ve 3 OECD dışı ülkenin (Brezilya, Kolombiya, ve Rusya) 2005- 2016 dönemi ortalama yıllık büyüme ve istihdam artışlarını göstermektedir. Büyüme-istihdam ilişkisinin ülkeler arasında oldukça değişkenlik gösterdiği görülmektedir. Şekilde yer alan doğrusal çizginin eğimi, 0,51, 38 ülkeden elde edilen ortalama İBE katsayısını göstermektedir. Bu doğrusal çizginin yukarısında kalan ülkelerin İBE’si ortalama İBE’den yüksek, doğrusal çizginin aşağısında kalan ülkelerin İBE’si ise ortalama İBE’den daha düşüktür. Türkiye 0,6 İBE ile ortalamadan bir miktar yukarda konumlanmıştır. Bu durum Türkiye’de büyümenin istihdam oluşturma kabiliyetinin OECD ortalamasından daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca 2005-2016 döneminde Türkiye’nin bu 38 ülke içerisinde ortalama en yüksek yıllık büyüme oranına sahip olduğu da diğer bir önemli bulgudur.

Sektörel büyüme ve istihdam artışlarını genel olarak değerlediğimizde ise hizmetler sektörünün beklentilere uyumlu bir şekilde en istihdam dostu büyümenin yaşandığı sektör olduğu görülmektedir. İnşaat sektörü de bu dönemde istihdam oluşturma kabiliyeti yüksek olan bir sektör olarak öne çıkmaktadır. Sanayi sektörünün büyüme esnekliği ise görece düşük kalmakla birlikte bu durum sanayi sektöründe önemli oranda verimlilik artışı yaşandığını göstermektedir. İlgili dönemde istihdam oluşturma kabiliyeti en düşük sektör tarım sektörü olmuştur. Tarım sektörünün toplam üretim içerisindeki payı 2005-2016 döneminden %9,6’dan %7’ye, aynı dönemde tarım istihdamının toplam istihdamdaki payı ise %26’dan %19’a gerilemiştir. Bu eğilim, tarım sektörü için hesapladığımız İBE ile birlikte tarım sektöründe zaman içerisinde önemli bir verimlilik artışını ifade etse de, tarım sektörü verimliliğin hala çok düşük olduğu bir sektördür. Bu eğilimin gelecekte de devam edeceği, tarım sektöründen tarım dışı sektöre doğru emek gücünün kayacağı veya tarım istihdamının tarım dışı istihdama nispeten daha yavaş artarak toplam istihdam içerisindeki payının düşeceği öngörülmektedir.

Nüfus artışı ve yukarıda bahsedilen yapısal dönüşümler dikkate alındığında işsizlikle mücadele için gelecekte de tarım dışı sektörlerin istihdam yaratma kabiliyetlerinin çok önemli bir rol oynayacağı görülmektedir. Ancak işsizlik oranını düşürecek seviyede istihdam artışı için bu amaca yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerektiği de belirtilmelidir. Ayrıca yakın gelecekte “sanayi 4.0”, “büyük veri” ve “yapay zekâ” gibi teknolojilerin bütün üretim ilişkilerini etkilemesi beklenmektedir. Bu gelişmeleri de dikkate alarak işgücünün teknolojik değişimlere uygun bir niteliğe kavuşturulmasına yönelik politikaların kurgulanması gerekmektedir.

 

Kaynak: Bilimevi İktisat Dergisi (1. sayı)



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları sondevir.com sitesine aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.



Bu haber için yorum yapmak istiyorum!



İlgili Konular » Bilimevi İktisat Dergisi |

İlgili Haberler