Kar Payı ve Mevduat Faizi İlişkisinde Neden ve Sonuçlar

Analiz,

 

Kar Payı ve Mevduat Faizi İlişkisinde Neden ve Sonuçlar

Mevduat bankaları, müşterileriden mevduatı satın alırken, İslami bankalar işletilmek üzere ödünç alarak, mevduat müşterisi ile kar ve zarar ortaklığı kurmaktadır. Ancak bu mantıksal farklılığa rağmen günümüzde iki bankacılık türünün birlikte faaliyet gösterdiği ekonomilerde bu iki mevduat türü getirilerinin benzerliği, önemli bir merak konusudur.

Doç. Dr. Etem Hakan Ergeç & Prof. Dr. Mehmet Asutay

İslami değer ve ahlaki ilkelerle uyumlu olarak gerçekleştirilen finans olarak tanımlanan İslami finans, geleneksel finansa ek olarak, İslam dini esaslarının bağlayıcılığının da temel kısıtlar olarak düşünülmesi gereken bir finans türüdür. Bir başka ifade ile İslami finansı geleneksel finansın, İslam dini ile uyumlu olanı şeklinde tanımlamak mümkündür.

İslam dini ile uyumluluğu sağlayacak karakteristiği oluşturan bu temel unsurlardan bazılarını; faizin (riba) veya önceden belirlenmiş getirinin, sözleşmelerde belirsizliğin (gharar), kumarın (maysir), etik ve sosyal açıdan kabul edilemez iş kollarına (kumar, alkol gibi) yatırımın ve tekelleşmenin yasak olması ve toplumsal fayda için dini açıdan uygun (helal) ürün ve hizmetlerin üretildiği iş kollarında gelişim ve yatırım için işbirliği yapılması şeklinde sıralamak mümkündür.

Geleneksel finansa göre oldukça yakın bir tarihe sahip olmasına karşın İslami finans dünya genelinde hızla yayılmaktadır. 2016 yılı için 480’i banka olmak üzere 1329 finansal aracı kurumun faaliyet gösterdiği ve 2015 sonu itibariyle dünya genelinde hacminin 2 trilyon doları geçtiği tahmin edilen İslami finansın, 2021 yılında 3,5 trilyon doları geçmesi beklenmektedir. İslami Finansın (İslami finansal sektörün hacmi) %80’e yakın kısmını İslami bankacılık oluşturmaktadır. Dolayısıyla İslami finansın en önemli finansal aracıları, İslami bankalardır.

Bu bankaların faaliyette bulunduğu finansal sistemleri Pür İslami ve ikili (dual) finansal sistem olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki olan Pür İslami finansal sistemde, tüm finansal aracıların İslami finansal aracılar olduğu ve geleneksel faizli finansal aracıların faaliyette bulunmadığı bir yapı söz konusu iken, ikili finansal sistemde ise hem İslami hem de geleneksel finansal aracılar aynı finansal yapı içinde birlikte faaliyette bulunmaktadır. İkili finansal yapıyı da yine kendi içinde, İslami pencerelerin bulunduğu ve bulunmadığı şeklinde ikiye ayırmak mümkündür.

İslami bankaların kendi aralarında rekabetinin yanı sıra geleneksel bankalar ile de rekabet ettiği ikili finansal yapılara sahip ekonomilerde, bu iki tip bankanın vadeli mevduatlara ödediği getirilerin birbiri ile kıyası ve aralarındaki ilişkisinin sorgulanması, İslami finans literatüründe oldukça popüler bir meraktır. Literatürde bu merakın şekillendirdiği birçok çalışma yer almaktadır. Bu çalışmalar arasında getiriler arası nedensel ilişkiyi ele alan birçok çalışma, bu ilişkiye dair teorik bir çerçeve ortaya koymaktan ziyade aradaki ilişkiyi ampirik olarak tespit etmektedir. Bu çalışma, ülkemizde faaliyette bulunan İslami ve geleneksel bankalarının, vadeli mevduatlara ödediği getiriler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacındadır. Bu amaçla öncelikle katılım bankaların kısaca gelişimi ve güncel görünümü değerlendirile- cek, bunu izleyen bölümde Türk Bankacılık Sisteminde vadeli mevduatlar ele alınarak, vade gurubu ve para cinsine göre vadeli mevduatların iki bankacılık türünde nasıl geliştiği incelenecektir. İki bankacılık türü vadeli mevduat getirileri arasındaki ilişkinin değerlendirileceği takip eden bölümde ise öncelikle getirilerin görünümü sergilenecek, ardından literatürde bu ilişkiyi ampirik olarak değerlendiren çalışmalar ele alınacaktır. Bu bölüm, getirilerin benzerliğine ilişkin olası bir çerçevenin geliştirilmeye çalışıldığı kısım ile sonlanacaktır. Genel değerlendirmelerin yapıldığı, sonuç kısmı ile son bulacak bu makale, literatürde iki mevduat türüne ödenen getiriler arasındaki ilişkinin tespit edildiği çalışmaların genelde ortaya koymadığı ve dolayısıyla da genel bir eksiklik olarak değerlendirilebilecek bir konu olan, getiriler arasında neden bir ilişki olduğunu, teorik bir çerçevede ele almaktadır.

KATILIM BANKACILIĞI

İslami bankalar Türkiye’de ilk olarak 1985 yılında özel finans kurumu adı altında faaliyetlerine başlamışlardır. Bu kurumlar, 2005 yılında yapılan yasal bir düzenleme ile 2006 yılından itibaren de katılım bankası adını almış, mevduat bankaları ile aynı düzenlemelere tabi olarak faaliyetlerine devam etmişlerdir. Bugün için Türkiye’de beş adet faizsiz bankacılık faaliyeti yürüten finansal aracı bulunmaktadır. Katılım bankacılığının genel olarak gelişimini değerlendirmek için Tablo 1’de 2006-Ocak ve 2017-Ekim aylarındaki Türk bankacılık sisteminde katılım bankalarının mali ve fiziki olarak bazı büyüklüklerinin ağırlıkları sunulmuştur.

Mali açıdan iki dönem kıyaslandığında, katılım bankalarının aktif, mevduat ve de toplam krediler içindeki paylarını yükselterek, hemen hemen iki katına çıkardıkları görülmektedir. Dolayısıyla mevduat bankalarına kıyasla gelişim ivmelerinin genel olarak daha olumlu olduğu düşünülmelidir. Ancak bu değişkenler arasında, gerek kredilerdeki payındaki artışın aktif ve mevduat paylarındaki artışa kıyasla daha düşük kalması, gerekse de takipteki alacaklardaki paylarını da arttırmış olmaları sebebiyle, krediler açısından performanslarının nispeten daha çok geliştirmeye ihtiyaç duyulduğu düşünülmelidir.

Fiziki durumu değerlendirdiğimizde ise katılım bankalarının paylarını fiziki anlamda da yükseldiği görülmektedir. Ancak ATM sayıları içindeki payları, diğer fiziki özelliklerine kıyasla, görece düşük seyretmektedir.

Günümüz itibariyle Türk Bankacılık Sisteminde faaliyette bulunmakta olan ikisi kamu üç tanesi de yabancı sermayeli beş katılım bankasının güncel görünümünü sergilemek için Tablo 2 düzenlenmiştir.

Aktif büyüklüğü itibariyle sektörde en büyük paya, Kuveyt Türk katılım bankasının sahip olduğu, bu bankayı ise, Türkiye Finans ve Albaraka’nın izlediği görülmektedir. Benzer bir sıralama kredi ve alacak payları itibariyle de geçerli iken, toplanan fon itibariyle sıralamada birinci banka değişmez yerini korurken, Albaraka’nın ikinci sırada olduğu görülmektedir. Dönem karı değerlendirildiğinde ise, Kuveyt Türk’ün aktif, mevduat ve kredi payının 10 puan üstü bir payla, %47’lik bir sektör payına sahip olduğu görülmektedir. Diğer değişkenlere kıyasla, Albaraka’nın dönem karı içindeki payı oldukça düşük bir düzeydedir. 2017 yılı son çeyrek itibariyle sektörde bulunan 1000 şube ve 15 bine yakın personelin bankalara göre dağılımı da aktif, fon ve kredi dağılımlarına benzer düzeylerdedir.

TÜRKİYE’DE VADELİ MEVDUAT VE KATILIM HESAPLARI

Bankalar için temel fon kaynağı niteliğinde olan mevduatlar içinde vadeli mevduatlar önemli bir bileşendir. Geleneksel bankalarda vadeli mevduat olarak isimlendirilen bu mevduat türü, katılım bankalarında ise, katılım hesapları (fonları) olarak isimlendirilmektedir. Fon aktarım sürecinde temel finansal aracıların bankacılık olduğu ekonomilerde aynı zamanda bu hesaplar, halkın tasarruf eğilimine ilişkin önemli bir gösterge niteliğindedir.

Grafik 1’de Katılım bankalarınca toplanan TL ve döviz cinsi katılım fonlarının, bankacılık sisteminin topladığı toplam vadeli fonlar (katılım hesapları + mevduat bankalarınca toplanan vadeli mevduatlar) içindeki payları, 2006 ve 2016 yılları karşılaştırılarak verilmiştir.

Katılım bankalarının 2016 yılındaki vadeli mevduatlar içindeki payı 2006 ile kıyaslandığında TL mevduatları içindeki pay artarken, döviz cinsi içindeki payının düştüğü görülmektedir. Vade grubu özelinde değerlendirdiğimizde ise katılım bankalarının TL cinsi vadeli mevduatlar içinde üç ay ve altı aylık vadelerde payı yükselirken, bir aylıkta yatay bir seyir izlerken bir yıl ve daha uzun vade payında gerileme yaşanmıştır.

   

Katılım bankalarının döviz cinsi vadeli mevduat paylarını vade grubuna göre değerlendirdiğimizde ise bir aylık vadeli döviz mevduatındaki pay gerilerken diğer vade gruplarındaki payının yükseldiği görülmektedir.

İki bankacılık türünde, yatırılan vadeli mevduatın döviz ve yerli para dağılımı, Tablo 3’de sunulmuştur. 2010 yılına değin vadeli mevduatlar içinde iki bankacılık türünde de döviz cinsinde mevduatların payı, düşerken, TL cinsi mevduatların payı artmıştır. 2010 yılından sonra ise para cinsine göre dağılım tersi bir eğilimde gelişmiştir. Dönem başı olan 2006 yılında, vadeli mevduatlarda döviz cinsinin ağırlığı, katılım bankalarında daha belirgin iken, dönem sonu itibariyle iki bankacılık türünde de döviz cinsinin ağırlığı birbirine yakın biçimde, %39 ve %37 düzeylerinde gerçekleşmiştir.

Vadeli mevduatların vade grupları düzeyinde nasıl geliştiğini izlemek için, vade grubunun bankanın topladığı o para cinsi vadeli mevduat toplamı içindeki payları TL mevduatları için Tablo 4, döviz mevduatları için ise Tablo 5 düzenlenmiştir.

 

 

TL mevduatı için düzenlenen tablo incelendiğinde, iki bankacılık türünde de 2016 yılı için vadeli TL mevduatlarında en büyük payın, üç ay vadeli mevduatlara ait olduğu görülmektedir. Dolayısıyla günümüzde Türk mevduat bankacılığında TL mevduatının ortalama üç ay olduğu kabul edilebilir.

Her iki bankacılık türünde de, dönem boyunca vadelerin uzadığı görülse de bu durum katılım bankaları için daha belirgindir. 2006 yılında katılım bankalarında en büyük paya sahip vade grubunun %77 ile bir aylık mevduatlar olduğu görülmekte iken, 2016 yılında bu vade grubunun payı, %18,66’ya gerilemiş ve üç aylık vadeli mevduatın payı, %13’ten %65’e yükselmiştir.

Döviz cinsi vadeli mevduatların vade grubuna göre dağılımının verildiği Tablo 5 incelendiğinde, TL cinsi mevduata benzer, vadelerin iki bankacılık türünde de uzadığı ve en büyük vade grubunun üç aylık olduğu görülmektedir. Ancak bu durum katılım bankaları için daha belirgindir. 2006 yılında katılım bankalarında vadeli döviz mevduatı içinde bir aylık mevduatın payı %79 iken, 2016 da bu oran %23 düzeylerine gerilemiştir.

İki bankacılık türünde de döviz mevduatında bir yıl ve daha uzun vadeli mevduatların payının, aynı vade grubunun TL cinsi vadeli mevduatlardaki payına kıyasla daha yüksek olduğu görülmektedir. Vadeli TL mevduatları içinde bu vade grubunun payı 2016 yılında % düzeylerinde iken, vadeli döviz hesaplarında bu oran %10-11 aralığındadır. Dolayısıyla vadeli mevduatlarda döviz cinsinde ortalama vade, TL cinsine göre iki bankacılıkta da daha uzundur. 

 

İki bankacılık sisteminde de mevduatların fon kaynağı olarak önemini yansıtan mevduatın pasiflere oranı, 2005-2016 yılları için Tablo 6’da verilmiştir.

Her iki bankacılık türünde de mevduatın toplam pasifler içindeki oranının düzeyleri, mevduatların temel fon kaynağı niteliğinde olduğunu göstermektedir. Ancak katılım bankalarında bu oran, mevduat bankalarına kıyasla daha yüksektir. Dolayısıyla mevduatların önemi bu bankalar için çok daha yüksektir. İki bankacılık türünde de bu oranın dönem içinde gerilediği görülmektedir. Dolayısıyla bankalar mevduat dışındaki fon kaynaklarını arttırdığı düşünülmelidir. Ancak bu oranda yaşanan gerileme katılım bankalarında daha da fazladır. 2005 yılından 2016 yılına bu oran mevduat bankalarında %6,7 puan gerilemiş iken katılım bankalarındaki gerileme %21,63 puan olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla mevduat dışında fon kaynağı imkânlarını, katılım bankalarının mevduat bankalarına kıyasla daha çok geliştirdiği düşünülebilir. 

KAR PAYI VE MEVDUAT FAİZLERİ

İki bankacılık türünde de vadeli mevduat yatıran banka müşterileri, vade sonunda belirli bir getiri elde etmektedir. Mevduat bankalarında bu getiri vade başında belirlenirken, katılım bankalarında ise vadenin sonunda hesaplanmaktadır. Bu durumun görünürdeki sebebi, mevduat bankalarının mevduatı, müşteriden satın almaları, katılım bankalarının ise işletilmek üzere ödünç almaları bir başka ifade ile mevduat müşterisi ile katılım bankasının paranın işletilmesinde kar ve zarar ortaklığı kurarak bir ‘işletme modeli’ ile çalışmalarıdır. Ancak bu mantıksal farklılığa rağmen günümüzde ikili bankacılık yapılarda bu iki mevduat türü için getirilerin benzerliği önemli bir merak konusudur. Bu başlıkta, Türkiye’de mevduat getirilerinin gerek vade gerekse de döviz cinsine göre gelişimi sergilenerek arada ki benzerlik resmedilecek ve literatürde bu benzerliği ele alan çalışmalara değinilecektir. Bunu takip eden başlıkta ise satın alınan mevduat (vadeli mevduat) ile işletilmek adına ortaklık yapılarak alınan mevduat (katılım hesabı) getirilerinin neden benzer olabileceği açıklanmaya çalışılacaktır.

KATILIM VE VADELİ MEVDUAT GETİRİLERİ

2001 Eylül- 2017 Ocak arasında katılım bankalarının katılım hesaplarına ödediği ortalama kar payı oranları ile mevduat bankalarının mevduat müşterilerine uyguladığı ortalama mevduat faiz düzeylerinin nasıl seyrettiği, para cinsi dikkate alınarak Grafik 2 ve Grafik 3’de gösterilmiştir. Grafik 2’de üç vade türü için, TL cinsi katılım hesapları ve vadeli mevduat getirileri sunulmuştur. Üç vade grubu için TL cinsi mevduatlara ödenen getirilerin birbirine benzer geliştiği görülmektedir.

2003’e değin mevduat faizleri, katılım paylarının üzerinde seyrederken, bu dönemden sonra iki getirinin birbirine daha yakın seyrettiği özellikle bir aylık ve üç aylık mevduat gruplarında 2006 ve 2008 arasında faiz oranlarının kar paylarının hafif üzerinde gerçekleşirken, 2013 yılına değin tekrar birbirine yakın bir akış söz konudur. Ancak 2013 yılından sonra, mevduat faizlerinin tekrar kar paylarının üzerinde düzeylerde seyretmiştir.

Grafik 3’de yine üç vade türü için Dolar ve Avro türü vadeli mevduatlara ödenen getiriler birlikte sunulmuştur. Genel anlamada getirilerin iki bankacılık türü için de birbirine benzer sey-

rettiği görülmekte iken, TL cinsi mevduata ödenen kar payı ve faiz oranlarının birbirine benzerliği, Dolar ve Avro hesaplarına kıyasla daha belirgindir.

Gerek Dolar gerekse de Avro cinsi bir ay vadeli mevduatların getirileri kıyaslandığında katılım bankalarının genelde daha yüksek getirilere sahip olduğu görülmektedir. Ancak diğer vade grupları arasında benzer bir farklılığı gözlemlemek daha güç görünmektedir. 

YAKINLAŞMANIN NEDENLERİ

Bir önceki başlıkta seyri verilen getirilerin benzerliği, sadece ülkemizde değil birçok ikili bankacılık sisteme sahip ekonomiler için de gözlemlenen bir durumdur. Dolayısıyla bu benzerliğin istatistiki olarak anlamlı olup olmadığını inceleyen birçok uluslararası çalışma bulunmaktadır. Kaleem ve Isa (2003), Bacha (2004) Rosly (1999), Haron ve Ahmad (2000), Kasri ve Kassim (2009), Chong ve Liu (2009), Sukmana ve Kassim (2010), Zaionol ve Kassim (2010), Ito (2013) ve Adewuyi ve Naim’in (2016) çalışmaları, İslami finans ve bankacılık literatüründe bu benzerliğin anlamlı bir ilişki olduğunu tespit etmiş çalışmalara örnektir.

Literatürde bu ilişkiyi Türkiye ekonomisi için tespit etmiş çalışmalara da rastlanmaktadır. Çevik ve Charap (2011), Ertürk ve Yüksel (2013), Ergeç, ve Kaytancı, (2014-b), Saraç ve Zeren (2015), Ata, Buğan ve Çiğdem (2016), Yüksel, Canöz ve Özsarı (2017) bu çalışmalara örnek teşkil etmektedir. Çevik ve Charap (2011), aylık verilerle 1997 ve 2000 arası Malezya ve Türkiye’yi analiz ettikleri çalışmalarında, mevduat faizlerinin, İslami banka getirilerinin Granger nedeni olduğu sonucuna varmışlardır.

Ertürk ve Yüksel (2013), Granger nedensellik yöntemi ve VAR metodolojisi kullanarak 2005- 2013 arasını değerlendirdikleri çalışmalarında, iki banka türünün mevduat getirileri arasındaki ilişkiyi analiz etmişlerdir. Analizdeki dönemi kriz öncesi ve sonrası diye ayıran bu çalışma, tüm dönem için yaptığı analizde, 12 aylık mevduatlar dışındaki vadeler için mevduat faizlerinden kar paylarına doğru bir nedensellik ilişkisi tespit etmiş iken, 12 ay vadeli mevduatlar için ise ters yönlü nedensel bir ilişki bulmuştur. Çalışmada, iki dönem şeklinde yapılan analizler için ise farklı sonuçlara ulaşılmış olduğu görülmektedir. Kriz öncesi için analizlerde kar paylarından mevduat faizlerine doğru nedensellik ilişkisi olmadığı tespit edilirken, 6 ve 12 ay dışındaki vadelerde, kriz sonrası dönem için ise tüm vade gruplarında mevduat faiz- lerinden kar paylarına doğru nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.

Türkiye ekonomisi için iki farklı alt dönemin, ayrı ayrı analiz edildiği bir başka çalışma ise Er- geç ve Kaytancı’ya (2014-b) aittir. Granger nedensellik yöntemi ile 2002-2010 arasının değerlendirdiği bu çalışmada, iki bankacılık türünün aynı hukuki çerçevede çalışmaya başladığı yıl olan 2006 öncesi ve sonrası olarak iki alt dönem ayrı ayrı analiz edilmiştir. Çalışmada, tüm vade grupları için mevduat faizlerinin kar paylarının Granger nedeni olduğu ve bu sonucun 2006 sonrası için daha belirgin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Mevduat faizlerinden kar paylarına doğru nedenselliğin Türkiye ekonomisi için tespit edildiği bir başka çalışma ise katılım bankaları getirilerinin banka bazında ayrı ayrı değerlendirildiği Saraç ve Zeren’ne (2015) aittir.

Ata, Buğan ve Çiğdem (2016) ise, Hacker ve Hatemi nedensellik yöntemi kullanarak 2004- 2014 dönemini analiz etmişlerdir. Aylık veri ile vadeler bazında yaptıkları analizde, 12 ay dışındaki vade grupları için tek yönlü, bu vade grubu için tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit etmişlerdir.

2000-2016 dönemini kapsayan bir veri seti ile Todo Yamatu nedensellik testini kullandıkları çalışmalarında, Yüksel, Canöz ve Özsarı (2017) iki banka getirileri arasında vade bazında çift yönlü nedensellik olduğu sonucuna ulaşmışlardır.

Literatürde yer alan bu çalışmaların Türkiye için ulaştığı genel sonucu; mevduat faizlerinin kar paylarını etkilemesi olarak özetlemek mümkündür. Bir başka ifade ile iki mevduat türü getirileri arasında bir ilişki vardır ve bu ilişki kar paylarından mevduat faizlerine doğru nedensellik ilişkisi görünümündedir. Bu çalışma, aradaki nedensel ilişkiyi tespit etme amacından ziyade, literatürde hâlihazırda tespit edilmiş olan bu ilişkinin neden vuku bulduğuna dair cevapları açmak amacındadır.

                               

                             

KAR PAYI VE MEVDUAT FAİZİ İLİŞKİSİNDE OLASI YAPI

İki mevduat getirisi arasında tespit edilen bu tek yönlü ilişki beraberinde iki soruyu gündeme getirmektedir.

•  Mevduat faizleri kar paylarını neden etkiler?

•  Kar paylarının tersi bir etkisi neden söz konusu değildir?

Bu sorulardan ilki, daha detaylı ele alınması gereken bir konu olması sebebiyle, öncelikle ikinci soruyla başlamak, konunun analizi için ideal görünmektedir. 

KAR PAYLARININ MEVDUAT FAİZLERİNE ETKİSİ

Kar paylarının mevduat faizlerini neden etkileyemediğine dair olası cevaplar, katılım bankalarının hacmine ilişkindir. Zira literatürde çift yönlü nedenselliği tespit etmiş çalışmalar daha ziyade Malezya gibi İslami bankacılık hacminin daha yüksek olduğu ekonomileri incelemiş çalışmalardır. Katılım bankalarının payının, bankacılık sisteminde görece küçük olması muhtemel şu iki duruma sebep olduğu düşünülebilir.

•  Ekonomide reel etki yaratma potansiyelinin sınırlılığı ve

•  Mevduat bankaları tarafından rekabette önemsenmeme

Bankacılık sektörünün kullandırdığı kredilerdeki payının %5 civarında olduğu bir bankacılık modelinin, aktivitelerindeki hareketlenmenin, ekonominin genelinde kendini hissettirme ölçeği, %95 civarında payı olan bankacılık modeline kıyasla görece çok daha sınırlıdır. Bu olası durum sebebiyle katılım bankası aktivitelerinin ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlı olması, kar paylarının ekonomiyi ve dolayısıyla mevduat bankalarını etkilemesini güçleştirmektedir.

2017 yılının Ekim ayı itibari ile yurt içi yerleşik mudi sayısı, katılım bankalarında 3,9 milyon iken, mevduat bankalarında 79,2 milyondur.  Bu da yurt içi yerleşik mudi sayısının ancak %4,7 si katılım bankasına ait olduğu anlamına gelmektedir. Bu mudilerin bir kısmının hâlihazırda mevduat bankalarını da kullanıyor olması muhtemeldir . Bir başka ifade ile tüm katılım bankası müşterilerinin mevduat bankalarını kullanmama eğiliminde olduğunu düşünmek güçtür. Ayrıca kullanmıyor olanlarının da, dini hassasiyetle kullanmıyor olduğu ihtimali düşünüldüğünde, mevduat bankalarının bu müşterileri potansiyel vadeli mevduat müşterisi olarak görmemesi güçlü bir olasılıktır. Dolayısıyla, katılım bankalarının mevcut müşteri sayılarının azlığı, müşterilerin bir kısmının hâlihazırda mevduat bankalarını da kullanıyor olması ve kullanmayanlarında dini sebeplerle kullanmıyor eğiliminde olması, mevduat bankalarının bu bankacılık modelini rekabet odaklı değerlendirme ihtimalini azaltmaktadır. Çünkü mevduat bankaları için katılım bankalarından çekilebilecek müşteri sayısı fazla görünmemektedir. Rekabet anlamında önemsenmeme durumunu destekler bir başka konu ise, mevduat bankalarının vadeli mevduat getirilerinin vade başında belirlenmeleridir. Bu müşteriler için, bankalarına mevduat yatırma kararının temel belirleyicileri başında, getiriyi önceden bilmeleri gelmektedir. Dolayısıyla bu müşterilerin büyük kısmının, getiriyi vade başında bilmedikleri bir bankacılık türünü tercih etme olasılıkları güç görünmektedir. 

MEVDUAT FAİZLERİNİN KAR PAYLARINA ETKİSİ

Kar paylarının mevduat bankalarının faiz oranlarından neden etkilendiği sorusunu açmadan önce unutulmamalıdır ki ikili finansal bir yapıda her ekonomik birim, ekonomik konjonktürden etkilenmektedir. Dolayısıyla gerek katılım bankası müşterilerinin gerekse de katılım bankalarının kendilerinin, dahil oldukları ekonomik konjonktürden etkilenmesi doğaldır. Milli gelir ve fiyatlar genel düzeyi gibi ekonomik konjonktürün takibinde dikkate alınmakta olan başlıca birçok makroekonomik değişken, ekonomik birimlerin iktisadi kararları üzerinde belirleyicidir. Şekil 1, bu etkileşimin kanallarını resmetmektedir.

Ekonomiye yön vermek için yürütülen ekonomi politikası, konjonktürün durumuna göre şekil almaktadır. Toplam talep ve dolayısıyla milli gelir ve fiyatlar genel düzeyi üzerinde etki yaratmak üzere yürütülen politikalardan, maliye politikaları, doğrudan talep bileşenlerini değiştirerek işlemekte iken, para politikaları ise likidite arz ve talebini etkileyerek ekonomide talep bileşenlerini dolaylı etkileyerek çalışmaktadır.
 



Likiditeyi ayarlama şeklinde yürütülen para politikaları, ekonomide likiditenin pozisyonuna göre belirlenmekte olan faiz oranlarının değişmesi şeklinde ekonomide etkisini göstermektedir. Faiz oranlarının değişimi, ebette ki mevduat faizlerini etkileyecek bir durumdur.

Ekonomik konjonktür, politikadan bağımsız bir biçimde de faiz oranları üzerinde etkilidir. Çünkü fiyatlar genel düzeyi ve milli gelir düzeyi likidite talebi üzerinde etkili değişkenlerdir. Likidite talebi üzerindeki bu etkinin yön vereceği faiz oranları, dolayısıyla mevduat faizlerini de etkilemektedir.

Konjonktür, gerek politika kaynaklı gerekse de politikadan bağımsız faiz oranları üzerindeki etkinin yanında, fiyatlar ve gelir düzeyi kanalıyla firma karlarını da etkilemektedir. Ekonomide milli gelir artışı, firmaların gelirini arttırmakta iken, fiyat artışları da firmaların cirolarını arttırmakta ve nakit akımlarını olumlu etkilemektedir. Bu gelişmeler sebebiyle firma karları konjonktürden etkilenmektedir. Firmaların karlarının artması ise, katılım bankalarının özellikle kar zarar ortaklığı şeklinde elde edeceği kredi gelirlerini ve dolayısıyla da kar paylarını etkileyecektir.

Görüldüğü gibi, ekonomik konjonktür ve ekonomi politikaları (hem para hem de maliye) ekonomide mevduat faizlerini etkilediği gibi, firma karları üzerinden katılım bankalarının kar paylarını da etkilemektedir. Katılım bankası kredileri içinde kar zarar ortaklığının payının az olması durumunda bu mekanizma benzer sonuç vermekte midir? Türkiye’de olduğu gibi dünyada İslami bankaların tümü için benzer bir durum söz konusudur. Şekil 2, bu durumu açıklamak için düzenlenmiştir.  

 

İktisat teorisi, enflasyon ve faiz arasında bir ilişki kurgulamaktadır. Bu iki değişken arasındaki ilişkinin sebep mi sonuç mu olduğu, ülkemizde popüler bir soru olsa da, bu soruya ister enflasyon faizi, isterse de faiz enflasyonu belirliyor şeklinde verilen her iki cevap da aradaki ilişkiyi kabul etmektedir. Bu sebeple, enflasyon ne denli yüksek ise, faizler o denli yüksektir. Enflasyon ile faizler arasındaki bu ilişki, mevduat faizleri için de geçerlidir. Dolayısıyla enflasyon düzeyi, mevduat faizlerini doğru yönlü etkiler.

Enflasyon konvensiyonel bankaların mevduat faizlerini etkilemenin yanında, ikili finansal yapıda geleneksel bankalar ile birlikte faaliyet gösteren katılım bankaları üzerinde de etkiler yaratacaktır. Şekilde verilen B, C ve D etki kanalları, bu durumun kar paylarını nasıl etkileyebileceğini açıklamaktadır.

Enflasyon ve paranın zaman değeri arasındaki ilişki, bir malın vadeli ve peşin satış fiyatı arasındaki farkı etkilemektedir. Enflasyon ne denli yüksek ise, peşin ve vadeli satış fiyatı arasındaki fark da o denli yüksek olacaktır. Bu fark ise, ticaret yöntemiyle finansman modellerinde (özellikle de murabaha kredilerinde), katılım bankasının gelirinin temel belirleyicisidir. Enflasyon ne denli yüksek ise, peşin temin edilerek banka müşterisine vadeli olarak satış şeklinde sağlanan finansmanda, peşin alış ve vadeli satış arasındaki fark (Mark-up) o denli yüksek olacaktır. 

Katılım bankası, mevduat müşterilerinden işletilmek üzere toplayarak oluşturduğu fon havuzundan, kredi kullandırarak kar elde eden finansal aracılardır. Bu havuzda biriken fondan kullandırılan krediler içinde, ticaret yöntemi ile finansmanın ağırlığı ne denli çok ise, bu kredilerin karı, havuzun karında o ölçüde belirleyici olmaktadır. Türkiye’de katılım bankala- rının kullandırdığı fonların (kredilerin) büyük çoğunluğu, ticaret yöntemi ile kullandırılan fonlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla krediler içinde ortaklık yöntemiyle kullandırılan fonların payı düşüktür. Tablo 7’in son sütunu incelendiğinde, kar zarar ortaklığı yatırımı kredilerinin payının toplam krediler içindeki payının 2005 yılı hariç %0,5’i bulmadığı görülmektedir. Dolayısıyla enflasyonun etkilediği, peşin alış vadeli satış farkı, katılım bankasının kullandırdığı fon havuzunun karının neredeyse tamamının belirlemektedir.

Katılım bankası, işlettiği fon havuzunun karını, mevduat müşterileri ile paylaşmaktadır. Bu karın mevduat müşterisi ve banka arasında hangi oranda paylaşılacağını gösteren orana kar paylaşım oranı denilmektedir. Türkiye’de faaliyette bulunan beş katılım bankasının uyguladığı kar paylaşım oranları, mevduatın cinsine göre farklılık göstermektedir. Örneğin TL katılımın hesaplarında bu oran %80-90 aralığında seyretmektedir. Tablo 8’de vade gruplarına göre kar paylaşım oranlarının, güncel düzeyleri verilmiştir. Dolayısıyla enflasyondan etkilenen katılım bankası fon havuzunun karı, katılım hesaplarına ödenen kar paylarını etkilemektedir. 

Görüldüğü gibi, enflasyonun sadece mevduat faizlerini değil, aynı zaman da katılım bankalarının müşterilere ödediği kar paylarını etkilemesi olasıdır. Dolayısıyla bu iki değişken üzerinde bu etki, iki değişken arasında bir ilişkiyi de kaçınılmaz kılmaktadır.

             

Vadeli mevduat faizleri ile kar payları arasındaki olası ilişkinin, konjonktür ve enflasyondan bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken başka potansiyel sebepleri de olabilir. Yer değiştirilmiş ticari kazanç riski (Displaced Commercial Risk) bu sebeplerden biridir. Banka müşterilerinin arbitraj olanaklarına dayanan bu kavram, katılım bankası müşterilerinin bankalarından elde ettiği getiri oranının mevduat faizlerinin altında kalması durumunda, bankalarını değiştirme yani mevduatlarını çekip bir başka bankaya yatırma durumudur. Bu ihtimal sebebiyle katılım bankası, mevduat çıkışını kontrol etmek için kendi karından ödün vererek, mevduat müşterisine ödeyeceği kar payını mevduat faizlerini dikkate alarak belirlemesi gerektiğinden daha yüksek ödeyebilir. Böyle bir durumun var olması halinde de, iki farklı şekille açıklanmaya çalışılan kar payları ve mevduat faizleri arasındaki olası ilişki nispeten daha güçlü olacaktır.

Yer değiştirilmiş ticari kazanç riskine uzanabilecek bir sürecin önüne geçmede etkili bir yöntem olarak Kar-Dengeleme Karşılığı (Profit-Equalization Reserve- PER) yöntemi kullanılmaktadır. PER yöntemi ile katılım bankaları; diğer İslami bankalar gibi mevduatların getirisinin, faize dayalı getirinin altında kalmasının, rekabet güçlerini olumsuz etkilemesinin önüne geçmek için kar-ayarlama (profit-smoothing) yapmaktadır. Bu bankalar, vadeli hesap sahiblerini kaybetmemek için, kar-ayarlama ile getirilerini düzenleyerek, piyasa rekabetine uygun hale getirmektedir. Ekonomik konjonktür dışında ve reel ekonominin gerçekliğinden uzak olarak yapılan kar-ayarlaması, rekabet için müşterilerine, mevduat bankaları ile aynı orana yakın getiriyi sunabilmeyi amaçlamaktadır. Bu durum ise, faiz getirisi ile kar payları arasındaki ilişkiyi daha da yakınlaştırmaktadır. Taktak ve diğ. (2010) çalışmalarında, inceledikleri İslâmi bankaların %75’inin PER yöntemini kullanarak kar-ayarlaması yaptığına dair ampirik bulgular sunmuşlardır. İki şekilde de açıklandığı gibi, gerek kar zarar ortaklığına dayalı gerekse de mark-up yöntemi ile kullandırılan katılım bankası fonlarının karı, mevduat faizlerinin etkilendiği ekonomik habitattan benzer biçimde etkilenmektedir. Kar paylarının ve mevduat faizleri arasındaki benzer görünüme dair verilen bu teorik çerçeve, mevduat faizlerinin kar paylarından daha çabuk etkilenmesi ve kar paylarının vade sonunda belirleniyor olması ile birlikte düşünüldüğünde, iki getiri arasındaki ilişkinin; nedensellik görünümünde olması anlaşılabilir bir hal almaktadır.

Faizsiz çalışıyor olmalarına karşın katılım bankaları, ikili finansal yapıya sahip her ekonomi de olduğu gibi Türkiye de’de, faiz oranlarının etkilediği ve etkilendiği ekonomik konjonktürün bir parçasıdır. Parçası oldukları ekonomiden etkilenmeleri, katılım bankalarının ödediği kar paylarının, mevduat bankalarının ödediği mevduat faizlerine benzer bir salınım göstermesine sebep olmaktadır. Kar paylarının neden faiz oranına yakın seyrettiğini anlayabilmek için bu çalışmada ortaya konulmaya çalışılan neden- sonuç ilişkileri; aynı zamanda bu benzerliğin, katılım bankacılığının faize benzer kar payları sebebiyle teoride ve pratikte, İslami bankacılık yönünden sorgulanmasının haksızlığını açıklama mahiyetindedir.

Kar paylarının mevduat faiz oranlarından etkilendiğini ampirik olarak tespit eden bir çok çalışmada bu durumun sebebi olarak ifade edilen, katılım bankalarının kullandırdığı fonlar içinde Mark-up tipi kredilerin ağırlığı, Şekil 2’de açıklandığı gibi doğru bir argümandır. Ancak Şekil 1’de açıklandığı gibi, katılım bankalarının kullandırdığı fonları kar zarar ortaklığı şeklinde kullandırması durumunda da benzer bir ilişki yine kaçınılmaz görünmektedir. Bu durumda, fonlar içindeki Mark-up kredi türünü payını azaltarak, kar zarar ortaklığı kredi türünü payını arttırma çıkarımı, kar paylarının mevduat faizlerinden etkilenme görünümünü değiştirmek için pratikte işe yarar bir çıkarım değildir. Çünkü aynı ekonomide birlikte faaliyet göstermek sebebiyle, yine benzer bir ilişki kaçınılmaz olacaktır.

Ancak, kar paylarının mevduat faizlerinden etkilenmesinin önüne geçmekten ziyade, odaklanılmasına ihtiyaç duyulan amacı, kar paylarının mevduat faizlerinin üzerine çıkarma çabası olarak belirlemek, ülkemizde katılım bankacılığının gelişimi açısından önemlidir. Bu durumun başarılması nispetinde, müşterilere ödenen kar payları artacak ve dolayısıyla mevduat müşterilerine, mevduat bankalarına kıyasla katılım bankaları daha cazip olacaktır. Kredi riskinin iyi yönetimi, banka verimliliğini arttırılması ve kar zarar ortaklığı kredi türünün payının arttırılması gibi konuların, kar paylarının artmasına etkisi olması muhtemel görünmektedir.

Kar paylarını arttırmak için öncelikle kredi riskinin yönetimine odaklanılmasına ihtiyaç vardır. Katılım bankalarının sektör içindeki paylarının sunulduğu Tablo 1 göstermektedir ki katılım bankalarının takipteki alacaklar içindeki payındaki artış, mevduat kredi ve aktifler içindeki paylarındaki artıştan çok daha yüksektir. Bu farklılık, kredi riski açısından mevduat bankalarına kıyasla bir sorun olduğu anlamına gelmektedir. Kredilerin takibe düşme oranını azaltmak, elbette ki kredilerden elde edilecek karı arttırarak, mevduat müşterilerine ödenecek kar paylarının artmasına sebep olacaktır.

Verimlilik ise kar paylarını üzerinde pozitif etki yaratabilecek bir başka alandır. Daha verimli çalışmaları durumunda katılım bankaları, fonlardan elde edilen karlardan aldığı payı azaltabilir ve dolayısıyla mevduat müşterisine dağıttığı payı artırabilir. Çünkü daha verimli çalışmak, toplanan fonları daha düşük maliyetle işletebilmek anlamı taşımaktadır.

Kar payları üzerinde olumlu etki yaratabilecek bir başka konu da, kullandırılan fonlar içinde Mark-up kredi türünün payını azaltarak, kar zarar ortaklığı kredi türünün payını arttırmaktır. Mark-up kredi kazancını paranın zaman değerinin oransal yansımasına paralel seyreden faizlerden yüksek olma ihtimali, yok denecek kadar azdır. Ancak kar zarar ortaklığı şeklinde verilen kredilerin, faizlerin çok üstünde olma ihtimali vardır. Ticaret ve risk barındıran bu kredi türü, ticaret ve riskin uzantısı olarak yüksek kar elde etme potansiyeli taşımaktadır. Elbette ki, gerek kar zarar ortaklığının her iş alanında uygun olmaması gerekse de banka mevduat müşterilerinin bir kısmının (özellikle küçük tasarrufçuların) riskten kaçınma eğiliminde olması sebebiyle, Mark- up kredilerin varlığı kaçınılmazdır. Dolayısıyla kar zarar ortaklığı yöntemi ile bu yöntem dışındaki uygulamalar iyi optimize edilmeli, yöntemlerin ağırlığı iyi ayarlanmalıdır.

Kaynak: Bilimevi İktisat Dergisi (1. sayı)



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları sondevir.com sitesine aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.



Bu haber için yorum yapmak istiyorum!



İlgili Haberler