Küreselleşme bağlamında uluslararası göç teorisinin işçi dövizleri üzerinden ekonomi- politik

Analiz,

 

Küreselleşme bağlamında uluslararası göç teorisinin işçi dövizleri üzerinden ekonomi- politik sonuçları

Küreselleşme süreci, birçok alanda olduğu gibi uluslararası göç ve bu olguyu etkileyen ve belirleyen dinamiklerde de değişikliğe neden olmaktadır. Bu bağlam dâhilinde, diğer piyasalarda olduğu gibi, işgücü piyasasının sınır ötesi hareketliliğinin artması durumuyla karşı karşıya olduğumuzu belirmek gerekmektedir ki bunu sağlayan en temel parametre ise uluslararası göç olgusudur.

Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Babacan

Bu çalışmada, ekonomik çerçevede küreselleşme ve uluslararası göç teorisi bağlamında işçi dövizleri analizi ve bu bağlamda, işçi dövizinin yoksulluk üzerindeki etkileri tartışılacaktır.

İlk olarak; küreselleşme, uluslararası serbest iş gücü ticareti, uluslararası göç olguları ve bu olguların ekonomik düzlemde ne anlama geldiği, yansımaları ve sonuçları ele alınacak, daha sonra; uluslararası göçten doğan işçi dövizi olgusuna, mahiyetine ve nedenlerine yönelik bir bakış sunmaya çalışılacaktır. Sonrasında; işçi dövizi denilen olgunun genel olarak yoksulluk üzerindeki etkileri incelenecektir. Bunu yaparken ise, ilk olarak teorik bir çerçeve analizi yapılıp, sonrasında farklı düzeyler üzerinden nasıl bir okuma gerçekleştirilmesi gerektiği sunulacaktır.

ULUSLARARASI GÖÇ TEORİSİ BAĞLAMINDA ULUSLARARASI
İŞ GÜCÜ MOBİLİTESİNİN ARTIŞI VE EKONOMİK ANALİZİ

Küreselleşme sürecinin özellikle dünya ekonomik ilişkilerini derinden, mahiyetini değiştirmek suretiyle etkilemeye başlaması, birçok alanda olduğu gibi uluslararası göç ve bu olguyu etkileyen ve belirleyen dinamiklerde de değişikliğe neden olmaktadır. Zira küreselleşen dünya piyasalarının içinde önemli bir yer tutmakta olan iş gücü piyasasının sınır ötesi hareketliliğini sağlayan en temel parametre uluslararası göç olgusudur. Devletlerin korumacılıktan mı yoksa açıklıktan yana mı bir politika izleyecekleri ise, uluslararası göç dolayısıyla oluşan hareketliliğin ekonomik anlamda analiz edilmesi gerekliliği anlamına gelmektedir. İş gücünün, düşük ücretli ülkelerden yüksek ücretli ülkelere doğru kayacağı ön kabulünden hareketle, varacağımız çeşitli sonuçlar vardır.

Bir defa, göç alan ülkedeki yüksek ücret, iş gücünün marjinal verimliliğinin düşük ücretli ülkedeki marjinal verimliliğinden daha fazla olması demektir. Bir diğer ifade ile bu ülkede çalışmaya başlayan aynı işçinin verimliliği, diğer ülkedeki verimliliğine nazaran daha fazladır; bu ise, dünyadaki toplam verimlilik, dolayısıyla da toplam üretimin artışı demek olacaktır. Bu anlamda iş gücü göçü, iş gücünün daha yüksek değer ettiği yerde kullanılmasını sağlayan bir mekanizmaya dönüşmektedir. Hem yüksek ücretli ülkelerin, hem de düşük ücretli ülkelerin vatandaşları da bu mekanizmayı kendi yararlarını arttırmak suretiyle kullanacaklardır. Yüksek ücretli ülkelerin vatandaşları, daha çok göçmen istihdam etmek suretiyle kârlarını arttırırken, düşük ücretli ülkelerin vatandaşları ise, daha çok göçmen göndermek suretiyle gelirlerini arttıracaklardır. İki taraflı bir kazanım mekanizması anlamına gelen bu durum dün- yadaki toplam kazanımın ve gelir düzeyinin artışı anlamına gelmektedir.

Sürecin bir başka etkisi ise, gelirin dünya ölçeğinde dağılımına olan yansıması üzerinden okunmalıdır. Düşük gelirli ülkelerden yüksek gelirli ülkelere olan iş gücü akışı, yüksek gelirli ülkelerden kazanılan paraların düşük gelirli ülkelere akışını getirmek suretiyle aradaki gelir farkının azalması sonucunu doğurmaktadır ki bu da gelir dağılımının daha eşitlikçi bir düzleme çekilmesi anlamı taşımaktadır.

Uluslararası göçün, göç alan ülkenin yerli halkı açısından nasıl bir sonuç doğurduğu da ekonomik açıdan incelenmesi gereken önemli, ayrı bir konudur. Burada, temel olarak bakıldığında, toplamda yerli halk açısından da bir kazanç durumunun söz konusu olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Yerli işçiler için ücretler kısmen düşecek ve bu bir gelir kaybı anlamına gelecektir; lakin bu kayıp, yerli halkın kendi arasındaki transfer ile toplamda bir kazancın elde edilmesini engelleyememektedir. Zira istihdam eden işveren ve iş sahipleri açısından maliyetlerin azalışı, dolayısıyla da kârların artışı anlamına gelirken, bir yandan da bunun doğal bir yansıması olarak tüketim mallarının fiyatlarındaki düşüşün de tüketicinin bütçesindeki arttırıcı etkisi de beraber değerlendirildiğinde, ilk baştaki kaybın giderilip toplamda olumlu bir sonuca ulaşıldığını söylemek mümkün olacaktır.

Bir başka açıklayıcı izah ise, yerli halkın aslında istihdam ve aldıkları ücretler üzerinde göçmenlerin çok ciddi olumsuz bir etki bırakmadığıdır. Çünkü öncelikle, iş gücü talebi göçmenlerin girişi sonrası sabit kalmamaktadır; zira göçmenler mal ve hizmet talep etmek suretiyle iç talebi arttıran bir işlev de görmektedirler; bu ise, yeni iş olanakları ve istihdam alanları demektir. Yapılan ampirik çalışmalar göstermektedir ki, göçmenler ve yerliler, iş gücü piyasasında birbirlerinin tam anlamda ikameleri değildir. İki tarafın rekabet ettikleri alanlar, birbirlerini bu anlamda engelleyen ve çakışan sahalar değildir; dolayısıyla alternatif olmaktan çok, birbirlerini tamamlayıcı bir hüviyet arz etmektedirler. Burada, klasik li- beral uluslararası ticaretin temel nosyonlarından birisi olarak, karşılaştırmalı üstünlükler teorisinden faydalanmak mümkündür. Yerli iş gücü, kendi üstünlüklerinin gerektirdiği sahalara kaymakta, göçmenler bu sahalara giremediğinden, ancak girdikleri sahalar itibariyle verimi arttıran bir işlev görmeleri daha muhtemel olmaktadır. Göçmenlerin durumları da aynı yönlü işleyen bir mekanizma içerisinde değerlendirilmelidir ki bu ise, ekonomide makro ölçekte çift taraflı bir kazanım, dolayısıyla da toplam bir kazanım tablosu doğuracaktır.

Bunlardan sonra, korumacılığın ne anlama geldiğini ve kayıp-kazanç tablosu bağlamında nasıl sonuçlar doğurduğunu, kısmen analiz etmekte fayda vardır. İlk olarak şu söylenmelidir ki, korumacılık yerli halkın korunması ve haksız bir rekabetin önünün alınması için başvurulan bir yoldur. Bu, ticaretin farklı sahalarında daha çok kendisini göstermektedir ve ticaret bariyerleri koymak suretiyle gerçekleştirilmektedir. Temel saik, toplam bir kaybın yaşanmaması ve içerideki yerli halk arasında adaletsiz ve eşitsiz bir dağılımın oluşmasının önüne geçilmesidir. Ne var ki bu politika, bir grup olarak yerli halkın toplam refahını açık ticarete oranla iyileştirmemekte, içerideki refah dağılımına da pozitif bir etki yaratmamaktadır; bunun yerine, vergi politikalarında düzenlemelere gidilmesi ve transfer programları uygulanmasının daha olumlu bir etki yarattığı görülmüştür. Bu çerçevede, eğitimli iş gücü göçüne engeller konulmasının, içerideki eğitimsiz iş gücünü korumak şeklindeki bir tezin geçerliliği tartışmalı olacaktır; zira gelen eğitimli iş gücü, toplam gelir düzeyini arttırıcı bir etkide bulunarak dağılımı eğitimsizlere doğru kaydıracaktır. Çünkü eğitimli iş gücü, içerideki eğitim- li iş gücü ile rekabete girecek, başlangıçta olumsuz bir etki yaratan bu durum toplumsal düzeyde daha eşitlikçi bir dağılım ortaya çıkartabilecektir. Olumsuz etkilenen grup, yüksek düzeyli yerli gelir sahibi grubudur. Düşük düzeyli grup ise, oluşan yeni rekabetçi ortamdan, daha az maliyetli tüketim ve daha yüksek reel ücret düzeyi gibi kazançlarla faydalanabilecektir. Sonuç olarak; dışarıdan gelen göçün, toplumsal kayıp-kazanç parametresine bakıldığında, hem sağladığı ülke içi toplam gelirin hem de oluşturduğu yeni dağılımın ışığında, iş gücü mobilitesine yönelik korumacılık politikalarının etkilerinin göreli olarak daha olumsuz olduğu çıkarılabilir.

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta, uluslararası göçün ürettiği işçi dövizlerinin, bir ülke açısından yabancı para girişi anlamında doğrudan yabancı yatırımlardan sonra, ihracat gelirleriyle birlikte en önemli yabancı para kaynağı oluşudur. Ülke ekonomisinin parasal rezervleri açısından ciddi bir kaynak anlamı taşıyan bu durum beraberinde, uluslararası sermaye piyasalarına giriş anlamına da gelmektedir. Ne var ki döviz kurlarının en önemli belirleyici etkenlerinden biri olması nedeniyle söz konusu kaynak bir yandan ülke para biriminin değerlenmesine yol açtığından ülkenin cari dengesinde olumsuzluğa neden olabilecek bir faktör anlamı taşımaktadır.

Tüm bu analiz ve izahlar temelinde, küreselleşme olgusunun sınırlar ötesi bir hareketliliği gerektiren yanının, uluslararası göç teorisi bağlamında ekonomik olarak ne anlama geldiğini ve yansımalarını tartışmanın, konumuz bağlamında okunması gereğinin altını özellikle çizme gereği duyuyoruz.

İŞÇİ DÖVİZLERİNİ BELİRLEYEN ETKENLER VE

İŞÇİ DÖVİZLERİ OLGUSUNU AÇIKLAYAN YAKLAŞIMLAR

İşçi dövizi olgusu, önemi giderek artan ve piyasa temelli bir dış kaynak çerçevesi içerisinde okunması gereken bir olgu halini almıştır. Zira bu yolla ülke içine giren döviz, ülkelerin ulusal tasarrufları; dolayısıyla yatırımları, dolayısıyla da yeni sermaye üretim süreçlerinin önemli bir unsurudur. Doğrudan yabancı yatırımlardan sonra en büyük hacimli işlem olan işçi dövizleri ve bu mekanizmalar üzerinden gerçekleşen işlemler, ülkelerin ekonomik yapılarını gittikçe iyileştiren bir işleve sahiptir. Ayrıca, sıcak para akışı diye adlandırılan, göreli kısa vadeli para akışlarına oranla çok daha istikrarlı ve garantili bir akış anlamına gelmektedir. Yine bu mekanizma, uluslararası çapta gelirin yeniden dağılımını daha adilane gerçekleştirmek yolunda da önemli bir işleve sahiptir; zira kalkınmış ülkelerde elde edilen gelirlerin, göç veren ülke konumundaki kalkınmakta olan ülkelere transferi, bu gelir dağılım mekanizmasını daha eşitçil bir mecraya sokmuştur. Tüm bu sayılan faktörleri ve bunun etkilerini incelemeden önce, uluslararası göç dolayısıyla oluşan işçi dövizlerini, altında yatan temel saikler bağlamında incelemek gerekmektedir. Burada sorulan temel soru, uluslararası göç ve bun- dan oluşan işçi dövizini yaratan nedenin ne olduğudur. Birçok ekonomist, burada aile bağlarının, karşılıklı sorumluluk anlamında okunmasına dönük bir işlevselliğine vurgu yapmaktadır. Johnson ve Whitelaw (1974), işçi dövizi olgusunu açıklarken aile bağlarını vurgularken, Lucas ve Stark (1985), işçi dövizinin en önemli nedeninin, göçmenin geride bıraktıklarına olan ilgisi ve kaygısı olduğunu söylemektedir. İşçi dövizi literatürünün en önemli ve temel açıklayıcı unsuru olagelmiş bu nokta çerçevesinde aile bağlarının bir fonksiyon şeklinde ifadesi suretiyle, göçmenin fayda fonksiyonunun, ev halkının diğer üyelerinin tüketim ve harcamalarını da kapsayacak şekilde kurgulanması gerektiğinin altı çizilir. Bu ise, işçi dövizinin, ailesel modeli işaret eden geniş ve kabul görür bir formülizasyonudur.

Aileden daha çok, kişisel çıkara odaklı bir yaklaşımın son çalışmalarda oldukça yoğun bir şekilde vurgulandığını söylemek mümkündür. Buna göre, yine ortada bir aile merkezli yapı bulunmakta, ancak bu kez aile, bir şirket ya da bir ilişkiler ağı şeklinde ele alınıp, kişisel çıkarlar doğrultusunda işlev gören bir kurum olarak algılanmaktadır. Göçmenlerin gönderdikleri paralar yoluyla yaptıkları yatırımların takibi, ailenin diğer üyelerince yapılır ve bu bireyler, birer acente şeklinde kullanılır.

Ailenin bir diğer potansiyel işlevi de, finansal bir aracı olarak kullanılmasıdır. Bu yaklaşıma göre aile, üyelerini gelirlerin dağıtılması suretiyle beklenmedik kriz durumlarından ve ani şoklardan koruyan bir sigorta şirketi gibi bir işleve sahiptir. Farklı aile analizlerine göre ise bu finansal aracılık, ailenin bir banka gibi işlemesinde ifadesini bulmaktadır. Buna göre, bu bankacılık işlemi, göçün finanse edilmesinde kullanılmaktadır. İlkin aileden göç etmek için ödünç alan aile üyeleri, aileye olan borçlarını döviz göndermek suretiyle öderken, ailenin gelir-gider tablosunda ilk duruma oranla daha iyi bir durum yaratmaktadır. Zira bu döviz girdileri, ilk borç verilenden daha büyük bir meblağa tekabül etmekte ve bu suretle, ailenin para döngüsüne, gelir arttırıcı bir katkı yapmaktadır. Giren döviz ailenin gerektiğinde yeni göçleri finanse etmesi, gerektiğinde ise cari harcamaları için kullanılmaktadır.

Kısacası işçi dövizi denilen olgu, kişisel çıkar temelli okumalarda dahi, aile perspektifi zemininde açıklanan bir olgudur. İster duygusal olarak bir bağ kurmak, isterse kişinin çıkarları doğrultusunda işleyen bir mekanizma içerisinde okunsun, sonuçta ailenin, kişinin temel beklenti ve kaygılarının içerisinde merkezi bir yer tuttuğu açıktır. Bu durumda kişi, bir şekilde yükümlülüklerini bu merkezi aktöre atışa izah etmek durumunda hisseder.

Bu bağlamda, işçi dövizlerinin saikleri ve güdüleri üzerine, büyük oranda ampirik temelli oluşturulan kimi izahlara değinmekte fayda vardır. Elbadawi ve Rocha (1992), işçi dövizlerine yönelik kapsamlı ve detaylı bir analizden sonra, genel bir çıkarsamaya gitmişlerdir. Buna göre, temel olarak yapılabilecek iki ayrım vardır: “içsel göç” yaklaşımı ve “portföy” yaklaşımı. İçsel göç yaklaşımı, aile ekonomisine dayalı bir yaklaşım olup, bahsedilen temel güdülerin hepsini kapsayan genel bir yaklaşım öngörmektedir. Portföy yaklaşımı ise, para gönderme ile göç etme olgularını birbirinden ayırmakta ve aile bağları vurgusunu kırmaktadır. Buna göre, göç etmiş bir kişi, kazandığı paraları, göç ettiği ülkede mi, yoksa geldiği ülkede mi daha iyi bir yatırıma dönüştüreceği kararını verme sürecindedir. Kaldı ki işçi dövizi denilen olgu da bu yatırımı göçmenin, geldiği ülkede yapmasının daha kârlı olacağı sonucuna varmasıyla elde edilen bir kavramdır. Bu anlamda portföy yaklaşımı, işçi dövizlerinin de diğer sermaye akış unsurları gibi bir unsur olduğu ve o şekilde davrandığı tezini destekleyen bir yaklaşım olarak görülmektedir.

İşçi dövizlerine yönelik içsel göç yaklaşımı, birçok değişkeni içeren bir kümeden oluşmaktadır. Temelinde ailenin olduğu bu değişkenler kümesi, göçmenin ve ailenin karşı karşıya bulunduğu ekonomik koşulları, aile bağlarının kuvvetini ya da diğer aile içi sözleşmeleri ifade eden demografik yapıyı içeren bir kümedir. Portföy yaklaşımında ise, çeşitli varlıkların geri dönüş oranları, gönderilen işçi dövizlerini ve miktarlarını belirleyen en önemli etkendir. Göçmenin, geldiği ülke ile göç ettiği ülke arasındaki yatırım olanaklarının kârlılığı ve sunulan geri dönüş oranları arasındaki fark, işçi dövizi olgusunun belirlenmesindeki en temel parametredir. Bu değerlendirmeye, iki ülkenin makroekonomik koşulları, siyasi ve ekonomik istikrar şartları da ilave edildiğinde, kârlılık hesabı doğrultusunda yapılan hesap dâhilindeki bir kar maksimizasyonu fonksiyonu ile karşılaşılmaktadır.

Bu bağlama paralel olarak Wahba (1991) işçi dövizlerini, “sabit” ve “ihtiyari (isteğe bağlı)” olmak üzere iki gruba ayırmaktadır. Sabit işçi dövizleri, içsel göç yaklaşımına paralel bir şekilde, ailenin gelir düzeyi ve büyüklüğü ile ilişkili bir kavram olarak ortaya konurken, göç edilen ülkedeki göçmen sayısı ve göç veren ülkenin demografik yapısının da içinde olduğu bir dizi faktör tarafından tanımlanan bir olgu olarak izah edilmektedir. İhtiyari işçi dövizleri ise, daha çok yatırım odaklı bir bakış içinde tanımlanan ve anlam kazanan bir kavram olmak suretiyle, göçmenlerin yatırım kararlarını etkileyen faktörler tarafından belirlenen bir çerçeve öngörmektedir.

Analitik bir sınıflandırmaya gidilecek olursa, temel itibariyle dört ana kategoriden bahsetmek mümkündür:

i.  FEDAKARLIK GÜDÜSÜ

Bu yaklaşıma göre, göçmen geride kalan aile bireyleri ve akrabalarını düşünmek suretiyle, onların yaşamlarını iyileştirme güdüsüyle hareket eder ve kazandığı gelirlerin bir kısmını anayurduna gönderir. Ampirik bir kural olarak göç eden kişiler, göç etmeyen ailenin diğer üyelerine göre daha eğitimli kişilerdir; bu da, göç edenin ortalama gelirinin, geride kalanların ortalama gelirlerine göre çok daha yüksek olması anlamına gelmektedir ki bu da geride kalanların, işçi dövizi transferi gerçekleştikten sonraki refah durumunun daha iyi olacağının öngörülebileceği anlamına gelmektedir.

ii.  KİŞİSEL ÇIKAR GÜDÜSÜ

Fedakârlık güdüsünün aksine, göçmen kendi finansal çıkarları odaklı bir yaklaşım sergiler. Bu senaryoda, başarılı bir göçmen, kazandığı paraları, zenginlik artırımına gideceği en doğru ülkede ve sahada kullanır. Anayurtta daha mümkün gözüken bu duruma göre gerek menkul kıymetlerde, gerekse gayrimenkul kıymetlerde, görece daha az gelişmiş olan memleket parasal yatırıma daha yüksek bir getirisi olacak zemini sunar.

iii.  DOLAYLI AİLE SÖZLEŞMESİ: BORCUN GERİ ÖDENMESİ MEKANİZMASI

Ekonomik teori, işçi dövizleri olgusuna yaklaşırken, bireyden ziyade aileyi temel alarak konuşur. Bir başka deyişle, analizinin temelinde aile vardır. Bu bağlamda borcun geri ödenmesi kavramı ailenin, göçmen bireyin hem eğitim anlamında hem de diğer anlamlarda tüm şartlarını hazırlaması; karşılığında göç eden bireyin de bir yükümlülük gereği olarak, kazandığı gelirleri, aileye geri kazandırması şeklinde bir mekanizmayı ifade eder. Hatta bu döngü, aile bütçesi ve gelir-gider tablosu açısından, verimli bir döngü anlamına bile gelmektedir; zira geri dönen meblağ, çoğu zaman maliyetlerden daha yüksek bir meblağ olarak ortaya çıkar. 

i.     DOLAYLI AİLE SÖZLEŞMESİ: SİGORTA İŞLEVİ

Aileye yönelik yaklaşımlardan bir diğeri, göçmen ile aile arasındaki dolaylı bir tür sözleşme olarak, risk dağılımını sağlayan bir mekanizma kurulmasıdır. Dünyada sigorta ve sermaye piyasaları olgunlaşmamış ve riske her zaman açık olduğundan, bunun yanı sıra yatırım için gerekli miktarda sermayenin miktarına yönelik sınırlamalar mevcut olduğundan, bir aile bir üyesini yurtdışına göndermek ve oradan gelen sermayeyi de içeride biriktirdiği sermayeyi de yeni sermaye oluşum sürecine sokmak suretiyle riskleri dağıtmayı gerçekleştirebilmektedir. Bu süreç, aile için aynı zamanda risk dağılımının yanı sıra, ekonomik olarak kötü zamanlarında faydalandığı bir dış sermaye, hibe ya da kredi anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda göç ve göçten edinilen dövizler, bir tür sigorta işlevi görmektedir.

İŞÇİ DÖVİZLERİNİN YOKSULLUK ÜZERİNE ETKİSİ,

İŞÇİ DÖVİZLERİNİN KALKINMA ETKİSİ: TEORİK BİR YAKLAŞIM

İşçi dövizleri, özellikle kalkınmakta olan ülkelere yönelik olarak gittikçe önem kazanan bir finansal kaynak halini almıştır; öyle ki, 1980-2002 tarihleri arasında kalkınmakta olan ülkelere akan miktar, 15 milyar dolardan 80 milyar dolara çıkmıştır. Bu ise yıllık % 7.7’lik bir artış anlamına gelmektedir. Bölgesel anlamda, artış hızının en yüksek olduğu bölgeler % 12.4 ile Latin Amerika ve Karayipler’dir; bunu, %11 ile Doğu Asya ve Pasifik bölgeleri izlerken, en düşük artış hızı, %5.2 ile Sahraaltı Afrikası’nda kaydedilmektedir. Akan dövizler daha çok kalkınmakta olan ülkeler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ise, bizi zorunlu olarak kalkınma sorununa odaklamaktadır. Yani sorulması gereken temel soru, ülke içine akan işçi dövizlerinin ülkelerin kalkınmalarına nasıl ve ne şekilde, hangi kanallar vasıtasıyla etki etmekte olduğudur.

Öncelikle şu söylenmelidir ki gelen dövizler, ülkelerin kalkınması yolunda pozitif bir etki yaratmaktadır. Bu kalkınma etkisi, birkaç alt parçaya ayrıştırılmak suretiyle incelenebilir. Tasarruflar, yatırımlar, büyüme, tüketim, gelirler ve gelir dağılımı gibi parçalar üzerinden kalkınma etkisi ele alınabilir. İşçi dövizlerinin büyümeye etkisi, daha uzun vadede tasarruflar ve yatırımların üzerinden gerçekleştirilecek bir okumanın yanı sıra, kısa ve orta vadedeki toplam talep, toplam tüketim ve toplam üretim üzerindeki tetikleyici etkisi üzerinden bir okumayla mümkün olabilecektir. Yine, göçün üretim üzerindeki bir diğer etkisi de dolaylı bir etki şeklinde çıkmaktadır ki bu da, göç edecek kişinin ayrılmadan önceki verimliliğinde olan artışıdır. İşçi dövizlerinin toplam tasarruf etkisi ise, yabancı tasarruflar ve yerli tasarrufların toplamının oluşturduğu bir etkidir. Zira işçi dövizleri, ulusal tasarruf miktarının bir parçası olarak işlev gören yabancı bir tasarruf biçimidir. Bu da, ülkedeki toplam tasarrufları pozitif yönde etkileyen önemli bir parametre anlamına gelmektedir. Ratha (2003), Mısır, Meksika ve Sahraaltı Afrikası için yaptığı analizinde, işçi dövizlerinin yatırımlara nasıl olumlu yansıdığını, bu bölgelerde gerçekleşen yatırım artışına ve bunun kökenine dair yaptığı çalışmasında değinmektedir. Ayrıca gelen sermayeden yeni yatırımlara gidilmek suretiyle yeni sermaye üretimi, işçi dövizlerinin yatırımlar bağlamında işlevini açıklamaya daha yardımcı olacaktır.  

İşçi dövizleri, bununla beraber tüketimi de finanse etmektedir. İçeride artan likidite, tüketimi tetikleyici bir etki yaratır. Bu yatırım ve tüketim kombinasyonu ise, üretimde ve dolayısıyla da büyümede bir artışı sağlar. Elbette bunun sürdürülebilirliğine dair pek çok soru da karşımıza çıkabilir; zira gelen işçi dövizleri anlık ve geçici bir göçün sonucu olarak ortaya çıkmışsa, tasarruf, yatırım, tüketim ve oradan üretim ve büyümedeki olumlu sinyaller de buna bağlı olarak geçici olacak ve daha tehlikelisi ülke içi piyasa aktörlerini yanıltıcı etkiler doğuracaktır. Ancak, çeşitli kurumlar ve ülke hükümetleri vasıtasıyla bu göç politikası ve dolayısıyla da oradan gelecek dövizler kurumsallaşmışsa, bu kalkınma etkilerinin daimi bir seyir üzerinde olduğu söylenebilir.

İşçi dövizlerinin üretime, dolayısıyla da büyümeye dolaylı etkisinden de söz etmek mümkündür. Bu; göç eden kişinin niteliği, iş gücü piyasasının yapısı ve göç edenin verimliliği gibi bazı dolaylı faktörler üzerinden gerçekleşir. şayet göç eden düşük eğitim ve kabiliyetli ya da iş gücü piyasasındaki arz fazlasını ifade eden işsizlerden biriyse, bu kişinin göçü sonrasındaki ekonomiye yansımalar sınırlı olacaktır; fakat yüksek eğitimli ve yetenekli kişilerin göçünün yansımaları ise buna nazaran çok daha büyük ve ciddi olacaktır. İşçi dövizlerinin yoksulluk üzerindeki yansımaları, bu bileşenlerin hepsinin birden değerlendirilmesinin yanı sıra, mikro çapta da şöyle bir izahla açıklanabilir: fertlerinden birisini yurtdı- şına gönderen herhangi bir ailenin içerideki göreli yoksulluğu, dışarıdan gelecek para ile azalma yoluna gidecektir. Zira var olan mevcut durumun bir ortalama refah seviyesini temsil ettiği düşünülürse, o ortalamanın üstündeki herhangi bir girdi, ortalamayı yükseltmek suretiyle refah seviyesini arttıracak; yani yoksulluğu azaltacaktır. Yurtdışından gelen paranın seviye itibariyle içeride kazanılan paradan daha yüksek bir seviyede gerçekleşeceği de alım güçleri kıyaslaması bağlamında, söylenebilecek bir gerçeklik olacaktır. İşçi dövizlerinin gelir dağılımı üzerindeki etkisi de üzerinde durulması gereken bir başka önemli durumdur. Gelir dağılımı etkisi, ülkeler arası refah farkı üzerinden okunabilir. Yani, yüksek bir gelir düzeyinden düşük gelir düzeyli bir ülkeye akış anlamına gelen işçi dövizi akışı, aradaki makasın kapatılması ve gelir dağılımının daha eşitlikçi bir yapıya kavuşturulması anlamına gelebilecektir.

Bunlar bir yana, işçi dövizlerinin bir ülkenin ekonomisine en ciddi olası negatif etkisi olarak, içeriye akan dövizin içerideki para biriminin değerini arttırmak suretiyle ihraç mallarındaki değerin düşmesi ve bu suretle, dış ticarete olacak olumsuz yansımadan da bahsetmek gerekmektedir.

İŞÇİ DÖVİZLERİNİN KALKINMA ETKİSİ: FARKLI DÜZEYLER ÜZERİNDEN BİR OKUMA

Yukarıda bahsedilen temel çerçevenin, işçi dövizlerinin kalkınma etkisi anlamında bir adım daha genişletilmesi mümkündür. Bu adımı dört alt bölümde; hane halkı düzeyi, toplumsal düzey, ulusal düzey ve uluslararası düzeyde inceleyebiliriz.

İşçi dövizlerinin yoksulluk üzerine etkisi analizinde iki dominant ve bir yükselen yaklaşımdan söz etmek mümkündür (Chimhowu, 2003). Bunlardan biri, neoliberal işlevselci yaklaşımdır ve temel öngörüsü, işçi dövizlerinin bu sayılan dört düzeyde de yoksulluk üzerinde azaltıcı bir etkisinin olduğudur. Odak noktasını hane halkı ve yerel toplumsal düzey olarak belirleyen bu yaklaşım, gelirin ve iç talebin artmasını, işçi dövizlerinin bu sayılan iki düzeyde nasıl kritik ve önemli bir işlev üstlendiğinin kanıtı olarak sunmaktadır.

Alternatif bir yaklaşım ise, tarihsel-yapısalcı perspektiftir. Bu yaklaşım işçi dövizlerinin, gönderen ve alan ülke arasında bir bağımlılık ilişkisi yarattığını söylemek suretiyle, makro düzeyde bir analize girişerek, düşük gelirli ülkelerin istikrarsız ekonomik yapılarının bu süreçten yarar sağlamak şöyle dursun, zararlı çıkacağını vurgulamıştır.

Yeni gelişen bir yaklaşım olan göçmenlik-ötesi yaklaşım ise, işçi dövizi olgusunun, fayda ya da zararından öte ekonomik, sosyal ve hatta siyasi ilişkilerin içine gömülü bir unsur olduğunu vurgulamıştır. Daha geniş bir perspektif sunma iddiasında olan bu yeni yaklaşım, küreselleşme olgusu ile birlikte dünyanın içine girdiği yeni rotanın, artık salt parasal değil, sosyal ve kültürel bir geçişgenlik ve bunun yansımaları üzerinden okunması gerektiğini belirtmiştir.

Hangi perspektiften bakılırsa bakılsın, görülmesi gereken nokta, özellikle de küreselleşme ile birlikte daha karmaşıklaşan ağ ilişkileri de hesaba katıldığında, farklı yan etkiler göz önünde bulundurulmak koşuluyla, işçi dövizi olgusunun bir realite olduğu ve yoksulluk üzerinde azaltıcı tesirlerde bulunduğudur. Ve sonuç olarak, işçi dövizlerinin farklı düzeyler- de yoksulluğa nasıl ve ne şekilde etki ettiği sorusu şu şekilde açıklanabilir (Chimhowu, 2003):

Hane Halkı Düzeyi:

•  Gelirin, dolayısıyla da tüketimin artışı

•  Tasarrufun, dolayısıyla da varlıkların artışı

•  Sağlık koşullarının iyileştirilmesi

•  Daha iyi eğitim koşulları

•  Sosyal mobilitenin artışı

•  Bilgiye erişebilme gücündeki artış.

Toplumsal Düzey:

•  Fiziki altyapının gelişmesi

•  Yerel mal piyasalarının büyümesi

•  Yerel sermaye piyasalarının gelişmesi

•  Yeni kalkınma kurumlarının oluşması

•  Kültürel pratiklerdeki değişim (özellikle kız çocuklarına yönelik yaklaşım değişimi) 

•  Yerel istihdam olanaklarındaki artış

•  Hane halkları arasındaki gelir farkının azalması.

Ulusal Düzey:

•  Yabancı para girişinin artışı

•  Giren paranın verimli sahalarda yatırımı sonucu oluşan yeni istihdam alanları

•  Beşeri sermayenin yeni özellikler ve pratikler edinebilmesi

•  Ortalamada, %10’luk bir göç artışının, %1.6’lık bir yoksulluk azalışını getirmesi.

Uluslararası Düzey:

•  Gelir seviyesinin yüksek olduğu ülkelerden düşük olduğu ülkelere olan para transferinin, gelir dağılımındaki farkı azaltıcı etkisi.

Küreselleşmenin gerektirdiği yeni ilişkiler ve ağların, birçok etkisi yanında uluslararası göç üzerinden iş gücünün hareketliliği ve buradan doğan her türlü yansımaya da etkileri söz konusudur. Çalışmamız, bu temel üzerinden hareketle, işçi dövizlerinin mahiyetini, nedenlerini ve yoksulluk üzerindeki etkilerini incelemiştir. Temel itibariyle geliştirilen metodolojik yaklaşım, konumuzun ekonomik bağlam içerisinde küreselleşme ve uluslararası göç teorisi çerçevesinde ele alınması olmuştur. Bu suretle küreselleşme, uluslararası göçün serbestlik kazanması sürecinde önemli bir işlevsel olgu olarak değerlendirilmiş, korumacılık- açıklık ilişkisinde, serbest iş gücü hareketliliğinin ne anlama geldiğini ve ekonomik olarak ülkelere ve toplam dünya refahına neler kazandırıp neler kaybettirdiği, buradan da hare- ketle bu hareketlilik sonucu doğan işçi dövizi olgusunun bu çerçevede içerisinde ne anlam ifade ettiği, nedenleri ve özel olarak yoksulluk üzerinde nasıl bir etkide bulunduğu açıklanmıştır. Serbest ticaret nosyonunun iş gücü hareketliliği özelinde, gelir artırıcı ve eşit dağılım öngören bir yanı olduğunun altı çizilmiş, buradan doğan işçi dövizlerini açıklayan temel analitik kategorilendirmeyle dört parametreden bahsedilmiştir: fedakârlık, kişisel çıkar, dolaylı aile sözleşmesi biçimiyle borcun geri ödenmesi mekanizması ve yine dolaylı aile sözleşmesi biçiminde sigorta işlevi. Bu parametrelerin arasından, fedakârlık güdüsünün, göç veren ve görece daha az gelişmiş ülkeye para gönderilmesi suretiyle, yoksulluğu azaltıcı etkisinin diğer parametrelere göre daha büyük olduğu gibi bir mantıksal sonuca gitmek mümkündür. Yapılan teorik ve ampirik çalışmalar da yoksulluğun azaltılması yolunda en temel faktör ve mekanizmanın, az gelişmiş ülkeye olan para akışı olduğu, bu paranın ise, tekrar farklı bir mekanizmaya sokulmaktan ziyade, direkt olarak ülke ekonomisi içi bir takım kanallara aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiğini ispat etmektedir. Farklı düzeylere yönelik olarak yapılan bir analitik kategorizasyon da, yine işçi dövizinin hangi araçlar ve sonuçlar üzerinden farklı düzeylere yönelik bir yoksulluk azaltıcı etkide bulunduğunu birer birer açıklamıştır.

Kaynak: Bilimevi İktisat Dergisi (1. sayı)



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları sondevir.com sitesine aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.



Bu haber için yorum yapmak istiyorum!



İlgili Haberler