Yazarlar

Yaprak Veziroğlu
Yaprak Veziroğlu
Karne kimin
14:22, 20 Ocak 2016 Çarşamba

Tüm anne babalar çocuklarının başarılı olmasını isterler. Onlar için birer gelecek planı hazırlarlar. Çoğunlukla en az kendi ulaştıkları hedefler, hatta daha iyisi arzulanır.

Bazen de ulaşamadıkları hedeflere çocuklarının vasıtasıyla ulaşmak isterler. Ancak çocuklarımız bizden farklıdır. Onlar kendi geleceklerini yaşayacaklardır, bizim onlar için planladığımızı değil.

Hayat şartlarının zorlaştığı, rekabetin arttığı günümüz koşullarında başarılı olmalarını nasıl sağlayabiliriz?

Okul başarısı bunun için yeterli midir?

Mutlu olsunlar yeter diyerek onları serbest mi bırakmalıyız?

Yoksa hem derslerinde çok başarılı olmaları için bastırmalı, şartlarımızı sonuna kadar zorlayıp onları en iyi okullara mı göndermeliyiz?

Bunun sonunda artan beklentimizi karşılayamadığında çocuğumuzdan bunun acısını çıkartacaksak bu hiç de iyi bir fikir değildir.

Sadece okul başarısı hayatta yeterli değil diyorsak onu hafta sonları spora, sosyal faaliyetlere mi taşıyacağız?

Böylece zaten bir arada olabildiğimiz tek zaman olan hafta sonları da koşuşturmayla mı geçecek?

Günümüzün ebeveynleri gerçekten zor durumda. Hem akademik yönden başarılı, hem sosyal hem duygusal yönden sağlıklı bireyler yetiştirmeye çalışmak kolay değil.

Başarı nedir?

Kupalar kaldırmak mıdır başarılı olmak?

Başarı yarışlarda birinci olmak değildir.

Başarı, kişinin yetenekleri oranında potansiyelini geliştirebilmesidir.

Günden güne daha iyiye gitmektir.

Başarısızlık ise çocuğun potansiyeli ile elde ettiği notlar arasındaki uyumsuzluktur.

Anne babaları en çok kızdıran şey, çocuğun düşük notlarını umursamamasıdır.

Oysa çoğu çocuk umursamaz davranarak kendisi için zor olan bu durumla baş etmeye çalışmaktadır. Kimi çocuklar başarısızlıktan kendilerini sorumlu tutmazlar.

Ya öğretmen takmıştır, ya arkadaşları konuştuğu için derste dikkati dağılmıştır ya da öğretmen zor sormuştur.

Aslında durumu nasıl düzelteceklerini bilemediklerinden hem kendilerine hem çevrelerindekilere bu gerekçeleri bulurlar.

Bazen çocuk, başarısızlığının sebeplerini gerçekten bilmez.

Bu durumda anne babanın altta yatan nedenleri bulması ve çözmesi gerekir.

Çocuğun organik veya psikolojik bir sorunu mu var?

Dikkat dağınıklığı veya öğrenme güçlüğü mü yaşıyor?

Arkadaşlarıyla mı bir sorunu var?

Sorun ev ortamıyla ilgili de olabilir.

Kardeş kıskançlığı mı, nasıl çalışacağını mı bilmiyor, evdeki huzursuz bir atmosfer nedeniyle üzüntüden kendini derslerine mi veremiyor, anne baba ilgisiz mi?

Yoksa okul çocuğun potansiyeline mi uygun değil?

Çözüme ulaşmak için ailenin bunları iyice anlaması, gerekirse bir uzmandan destek alması gerekir.

Bazı aileler okul ve okumaya çok önem verirken, bazısı vermez. Ailenin ilgisizliği çocukta motivasyon kaybına neden olur.

Çocuk okuldan eve geldiğinde onun ödevleriyle, okulda ne yaptığıyla, aç veya tok olup olmadığıyla ilgilenen olmadığında çocuk okula karşı ilgisini kolaylıkla kaybedebilir.

Başarısının karşılığında ödülü, başarısızlık karşısında da cezayı görmelidir. İlgisizlik kadar otoriter ve sert tutum da çocuğa zarar verir.

Bu tip ailelerde çocuğun hatası hoşgörüyle karşılanmaz. Çocuk sık sık eleştirilir, karşılaştırılır, azarlanır ve hatta cezalandırılır.

Anlayışsız bu tuttum çocuğun korkuyla yaşamasına, kendine güvenmeyen, söz hakkı olmayan bir birey haline dönüşmesine ya da isyankar ve zorba olmasına neden olur.

Bazı aileler de baskıcı olmanın tam tersi bir davranış gösterir. Çocuklarını özgür bırakırlarsa özgüveni yüksek bir çocuk yetiştirebileceklerini sanırlar. Ancak bu durum otoriter yaklaşımdan daha kötü sonuç verir.

Her istediği yapılan, çaba harcamadan, sorumluluk almadan her hakka sahip olan çocuklar derslerini çalışmaya da ihtiyaç duymazlar. Çünkü bir ideale, amaca sahip değillerdir. Geç yatar, istediği saate kadar oynar, belli bir programı yoktur.

Ona özel yemek pişer, istemediği zaman okula gitmez. Oyuncaklar çabasının ve çalışmasının sonucu değildir. İhtiyaç bile duymadığı pek çok şeye sahip olan bu çocuğun başarılı olması beklenebilir mi?

Çalışmak, kazanmak, çaba harcamak gibi kavramlardan yoksun büyüyen çocukların günümüzde sayısı oldukça fazla.

Çalışan ebeveynlerin zamansızlıktan çocuklarıyla ilgilenememeleri, ayırdıkları sınırlı vakitte de sorun çıkmaması için birçok isteğe göz yummaları sonucu saygısız, çalışma alışkanlığı gelişmemiş, kendini hep haklı gören, otoriteyi umursamayan bir nesil yetişmekte.

Bu ailelerin süratle çocuğun hayatına bir düzen getirmeleri, olanakları sınırlayıp ona üstesinden gelebileceği sorumluluklar vermeleri, çocuğun direnişleri karşısında yılmamaları ve kararlı davranmaları gerekir.

Sadece ders konusunda değil, insan ilişkilerinde de sevgi ve saygıyı öğretmek, spor yapmasını sağlamak çocuğun enerjisini artıracaktır.

Hayatını düzene sokarken eğlence ve görevleri orantılı bir şekilde dağıtmak gerekir. Hele günümüzde elektronik ve bilgisayarla iç içe büyüyen çocukların zamanlarını ayarlamayı öğrenmeleri şarttır. Yoksa internette geçirdikleri vakit onların tüm enerjisini tüketir.

Bazı çocuklar sınıf seviyesinin altında veya üstünde gelişim gösterirler. Bu durumda ders programı ona uygun olmaz. Çocuk sıkılır, okulu ve dersi sevmez.

Başarısız olduğunda da tembel olarak adlandırılır. Bu çocuklar için özel programlar hazırlanmalı, yetenek düzeyleri, ilgi alanları göz önünde tutulmalıdır.

Kuşkusuz öğretmenin öğrencisiyle kurduğu ilişki en az ailelerin davranışları kadar önemlidir. Öğrencilerinin gelişim düzeyini bilerek, yetenek ve ilgilerine göre programlar hazırlayan, ilgili ve tecrübeli öğretmenler çalışma alışkanlığını kazandırmak konusunda temel bir işlevi yerine getirir.

Özellikle öğrencinin ilgi ve dikkatini uyanık tutabilen, çabayı görüp teşvik eden öğretmenler okulu ve okumayı çocuklara sevdirir.

Özetle, ailesini, okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını seven, sevildiğini bilen, çalışma alışkanlığı kazanmış, düzenli ve programlı olan, neyi neden öğrendiğini bilen çocuklar öğrenmeye açık olurlar.

Araştırmayı ve bilgiye ulaşmayı isterler.

Bir hedef uğruna çalışırlar. Bunun karşılığını aldıklarında öğrenme arzuları kamçılanır. Çalışmaktan zevk alırlar. Bu çocuklar başarılı olurlar. Başarısızlık ise sadece çocuğa ait bir sonuç olamaz.

Mutlaka öncesinde ailenin uyanık olması, çocuğunu iyi takip etmesi gerekir.

Takip edilen yol başarısızlığa doğru gidiyorsa, bunun nedenleri araştırılıp gereken önlemler zamanında alınmalıdır.

Kötü bir karneyle karşılaşıldığında tepki vermek için artık çok geçtir. Asıl suçlu hiçbir zaman çocuk değildir.

KadıköyŞifa Sağlık Grubu Pedagoji Uzmanı Psk.Yaprak Veziroğlu


Bu haber için yorum yapmak istiyorum!




Yaşar Süngü
Yaşar Süngü
12:12, 31 Ağustos 2016 Çarşamba
Denizlerde av yasağı bu gece sona eriyor. Av sezonundan umutlular. Bütün yaz, ağlarını onaran, yenileyen, motorlarını boyayan ve tamir eden balıkçılar, 1 Eylül'de “Vira Bismillah” diyerek denize açılacak. Bu yıl en çok palamut, lüfer,...
İbrahim Ethem Gören
İbrahim Ethem Gören
00:01, 10 Temmuz 2016 Pazar
  Ramazan-ı Şerif, Kur’an-ı Kerim ayı... Kur’an-ı Kerim, malum olduğu üzere Kadir gecesinde Sevgili Peygamberimize (sav) inzal edilmeye başlandı. O gün bugündür Hira Dağı’nda “ İkra bism-i rabbi-kellezî halak . /Yaratan...
Mahmut Çetin
Mahmut Çetin
00:01, 10 Temmuz 2016 Pazar
1.Türk Yurdu dergisi ve Gönüllerde Birlik Vakfı   İstanbul ’dan memleketim Ankara ’ya taşındım. Ankara ve İstanbul ilişkileri birbirinden çok farklı. Artık daha fazla kitaplarla birlikte olabiliyorum. Aslında sadece kitaplarla değil...
Safa Mürsel
Safa Mürsel
00:00, 10 Temmuz 2016 Pazar
Tarihte pek yabancısı olmadığımız, ama aşmasını bildiğimiz gerilimli bir süreçten geçiyoruz. Bir asır önceki savaş, devlet ve millet olma bilincimizi tahribe çalışıyordu. Siyaseten kısmi sonuç alsa da, bizi var eden tarih...
Prof Dr Mehmet Sabri Çelik
Prof Dr Mehmet Sabri Çelik
10:34, 14 Haziran 2016 Salı
Ülkemizde üniversitelerimiz acilen kaliteli bilim yapma ve bilgi üretmede dünya ve Avrupa ile entegreolmalıdır. Buna zemin hazırlayan araştırma destek programları marifetiyle projeler üretilmelidir. İTÜ’nin yeni dönem rektör adayı olarak, AB...
Dr Mustafa Bilal Alkan
Dr Mustafa Bilal Alkan
16:13, 25 Nisan 2016 Pazartesi
  Geçtiğimiz hafta 10 Ekim “Dünya Ruh Sağlığı Günü”ydü. Şöyle bir söz vardır bilirsiniz sizler de; “İnsanlar para kazanmak için önce sağlıklarını harcarlar sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını harcarlar.” Bütünsellik içinde sağlığımız;...
Ayşen Laçinel
Ayşen Laçinel
15:03, 28 Mart 2016 Pazartesi
Farkındalık ve algı yönetimini değerlendiren AL Danışmanlık Genel Müdürü, Marka Yönetimi ve İnsan Kaynakları Danışmanı Ayşen Laçinel, “Kişinin önce kendi farkındalığını ve yarattığı algının farkındalığını görmesi, hemen ardından hedeflediği...
Salim Ünsal
Salim Ünsal
15:30, 25 Mart 2016 Cuma
YGS sonuçlarına puan ve sıralama değerleri üzerinden ayrı ayrı bakmak ve değerlendirmeyi bu iki sayısal veri üzerinden yapmak doğru olacaktır. Puan olarak sonuçları incelediğimizde 2015 yılından çok uzaklaşmış puanlar görmedik. Genel olarak...
Yücel Oğurlu
Yücel Oğurlu
00:09, 17 Mart 2016 Perşembe
Çocuk yıllarımızın geçtiği 70`li yıllarda, hayata yeni atılacak gençlere, hiçbir iş bulamayanlara veya işleri bozulup bütün ümidini yitirenlere `pazarda limon tezgahı aç` veya `ayaküstü limon sat geçimini sağla, kimseye muhtaç olma` denilirdi....
Ahmet Serin
Ahmet Serin
15:31, 14 Aralık 2015 Pazartesi
  Yaşadığımız dünya, her şeyin bozulduğu bir dünya. Önce insanlar bozuldu, sonra çağ ve sonra bozulan insanların elinin değdiği her şey… Oysa inancımız bize, her şeye saygı duymayı, her şeyle barışık yaşamayı öğütlüyor. Bir şey neyse, o...
M Celaleddin Gökçek
M Celaleddin Gökçek
11:22, 23 Ekim 2015 Cuma
Adı Fuzulî kendi hakikatli olan bir “bilen” zat ile başlayalım; Mah-ı Muharrem oldu, meserret haramdır, Matem bugün şeriate bir ihtiramdır. Okuyana da soralım, kimlerdensiniz diye; Batıla...
Ahmet Beyazgül
Ahmet Beyazgül
14:50, 11 Ekim 2015 Pazar
1976 yılında Uşak'ta okurken komünistlerin kaldığı bir yurt vardı. Bütün eylemler bu yurtta organize edilirdi. Uşak'ın en işlek caddesi olan İsmetpaşa Caddesi'nde haftada en az bir iki yürüyüş yaparlardı. Kaldığımız yurdun yemekhanesinin...
Salih Ünüvar
Salih Ünüvar
10:01, 24 Aralık 2015 Perşembe
ÇOCUK Kara kaşlı kara gözlü bir çocuk Oyun oynamakta sokakta Kimi zaman top peşinde koşmakta Kimi zaman da kaçanı kovalamakta Gülüyor, mutlu, yok derdi Çocuğu gören bir adam geldi Okşadı çocuğun başını, onu sevdi Ona çeşitli hediyeler...
Ünal Şahin
Ünal Şahin
11:55, 28 Ağustos 2015 Cuma
Hopa Sel Felaketine Farklı Bir Açıdan Bakış Öncelikle şunu belirtelim ki; Yüce Allah, bu güzel vatanımızı her türlü semavive arazi afetlerden muhafaza etsin. Artvin ili ve ilçelerinde bu selden dolayı hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet,...
Elif Ekşi Zorer
Elif Ekşi Zorer
11:59, 18 Eylül 2015 Cuma
  Geçen gün mesaj kutuma düşen bir mail yüreğimde uyumaya mahkûm edilmiş bazı hislerimi uyandırdı. Aynen şöyle yazıyor; " Elif hanım, yazılarınızı uzun zamandır takip ediyorum, bir bayan olarak siyasi konularda fikrinizi merak...
Tülay Demircan Koyuncu
Tülay Demircan Koyuncu
11:01, 13 Ekim 2015 Salı
 Kim olursa olsun Ne sebepte olursa olsun Terörün yüzü "kara"dır. Yürekler yanar, analar ağlar, ateş düştüğü yeri yakar. Bir oyun oynanmakta. Amacın ne olduğu açıkça görülmektedir. Vatanımızı kana bulamak, kardaşı kardaşa kırmak. Bu oyunlar...
Faysal İnci
Faysal İnci
14:37, 10 Temmuz 2015 Cuma
Çin'le 24 yıllık iş ilişkileri bulunan ve toplamda 8 yıl bu ülkede ikamet eden bir kişi olarak son dönemlerde yoğun olarak gündeme gelen Çin ve Uygur bölgesi ile ilgili kanaatlerimi paylaşmayı arzu ediyorum  Öncelikle Doğu Türkistan tarihinden...
Bahadır Gürler
Bahadır Gürler
11:14, 11 Ocak 2016 Pazartesi
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde ‘soytarı’ kelimesinin mânâsı “ Söz ve davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara” olarak ifade edilmiştir; hakaret içermeyen bir kelimedir denebilir. Binâenaleyh, eski zamanların hilâfına...