Yazarlar

Safa  Mürsel
Safa Mürsel
Kuvvetler Ayrılığını Kurmak Ve Göreve Hazır Olmak
11:29, 16 Şubat 2016 Salı

 

Bir devlette kanun yapma yetkisinin meclise ait olması, o kanunu uygulama yetkisinin hükümete bırakılması ve adaletin yargı eliyle karşılanması kuvvetler ayrılığı olarak tanımlanıyor.

Batı siyasi düşüncesinde özellikle 18. Asır sonlarında Fransız düşünür Montesquieu, kuvvetler ayrılığı ilkesini, zorba krallık yönetimlerine son vermenin çaresi olarak öngördü. Bu görüşe göre, iktidar yetkisi tek kişiden alınacak, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanılacaktı. (Monteskiyö’)nün bu görüşünün temelinde, “gücü elinde tutan kimse, kendi haline bıraklıması durumunda fıtraten kötülüğe meyillidir” anlayışı vardı. Fransız Devriminden itibaren çağdaş demokratik anayasalar, milli irade ve kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsediler.

Özgürlükçü yönetim modeli ile kuvvetler ayrılığı ilkesi arasında güçlü bir bağ vardır. Batı toplumları, zorba kralık yönetimlerinden, kuvvetler ayrılığına dayalı özgürlükçü demokrarilerle korunmuşlardır.

TBMM’de 1982 Anayasasını değiştirme ve hatta yeni bir anayasa yapma amaçlı çalışmalara başladığımız şu günlerde, özgürlükçü bir demokrasi için kuvvetler ayrılığının gereği, haklı olarak özellikle vurgulanıyor.

Çünkü halka güvenmediği için vesayet sistemini kurumlaştıran 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıyla kuvvetler ayrılığı ilkesinin alabildiğine istismar edildiği bir geçmişten geliyoruz.

Kuvvetler ayrılığı, güçlü demokrasinin gereği iken, biz de siyaset kurumunu önüne, aşılması imkansız siyasi hendek olarak tuzaklandı.

“Milli irade her şey değildir” diyerek, milleti ve demokrasiyi istiskal eden bir anlayış, kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanmasına imkan vermedi. Bunun içindir ki, dünyada siyasi yapımıza yakıştırılan “az gelişmiş demokrasi” aşağılamasından yakamızı bir türlü kurtaramadık.

Milli irade belirleyici olamayınca, milletin seçtiği partiler, iktidarı, asker-sivil bürokrasiyle paylaşmak zorunda bırakıldılar. Yargı, sudan sebeplerle Başbakan ve bakanları asabildi ama, iktidarlar bir tapu müdürü tayininde bile yargıyı aşamadılar. Uzun yıllar, kuvvetler ayrılığına göre değil, kuvvetler çatışmasına ayarlı bir yönetim süreci yaşadık.

Fakat geçmişte kuvvetler ayrılığı ilkesinin istismar edilmiş olması, bu ilkeye mesafe koymamıza neden olmamalıdır. Aksine bu ilkenin, devlet – vatandaş ilişkilerinde en sağlam hukuki güvence olduğu bilinmelidir.

Bir devletin dayandığı temel kuvvetler, bugünkü ifadeyle “yasama, yürütme, yargı”dır. Bu fikrin kökleri tarihimizde vardır. Bu kavramların İslam ve Osmanlı tecrübesindeki karşılıkları “teşri, icra ve kaza”dır. İktidarın bu organlar eliyle kullanılması, bilhassa 2. Meşrutiyete geçiş yıllarında çok tartışılmıştır. Adalet, özgürlük ve hukuk önünde eşitlik güvencesi olan bu ilke, İslam’a aykırı olmak bir tarafa, öncelikli öngörüsüdür.

Hz. Ali’nin bir Yahudi ile mahkemeleşmesi, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına Asr-ı Saadetten sadece bir örnektir. Hz. Ömer’in talebi üzerine arsasının mülkiyetini, bedeli karşılığı da olsa vermeyen kadın’ın tutumu, tarafsız yargıya güvenin eseri olduğu gibi, icrayı temsil eden Halifenin buna saygı göstermesi, yargıya ve adalete saygının başka bir örneğidir. İslam dünyasındaki nice yönetimlerin, adalet, eşitlik ve özgürlüğe saygıdaki duyarlılığı, kuvvetler ayrılığı fikrinin İslam düşüncesindeki köklü yerinin gösterir.

İslam tarihinde, yönetimlerin adalet ve özgürlük saygısıyla bağımsız yargıya bağlılığına çok örnek sayılabilir. Asırlık imparatorluklar, o değerlerin üstünde yükselmiş ve kalıcı olmuşlardır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak devletin yetkili organlar eliyle yönetilmesi konusunda 20. Asırda Said Nursi’nin seslendirdiği bir görüş oldukça dikkat çekicidir. Çağımızda yönetimlerin niçin şahıs odaklı olamayacağını izah ederken siyasi hayatın, kuvvetler ayrılığı anlamında yapısal bir kurumlaşmayı ve uzmanlaşmayı kaçınılmaz kıldığını şu gerekçeyle izah ediyor : “... bu zamanda revabıt-ı içtima o kadar tekessür etmiş ve levazım-ı taayyüş ve o derece taaddüt etmiş ve semerat-ı medeniyet o kadar tefennün etmiş ki, ancak kalb-i millet hükmünde olan Meclis-i Meb’usan ve fikr-i millet makamında olan meşveret-i şer’i ve seyf ve kuvvet-i medeniyet menzilinde bulunan hürriyet-i efkar o devleti taşıyabilir ve terbiye edebilir.” (İlk Dönem Eserleri,429)

Bu ifadeye göre, günümüz medeniyetinin gerekli kıldığı her ihtiyaç, özgürlükçü bir ortamda, yetkilerin dengelendiği, uzmanlaşmanın sağlandığı bir yönetim üslubuyla karşılanabilecektir.

 

Bu yazıya aşağıdaki notları düşmek gereğini duyuyorum:

Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yukarıdaki değerlendirmeler, İslam coğrafyasının bugün yaşadığı can yakıcı, elim ve kanlı olaylara bakıldığında çok anlamlı gelmeyebilir. Bugün yaşananların despotik yönetimlerin eseri olduğu düşünülürse, kuvvetler ayrılığının önemi daha kolay kavranabilir. Coğrafyamızdaki krizi sadece iç sebeplere hasretmek, elbette gerçeği tam ifadesi değildir.

Günümüz İslam dünyasının, on asır evvel olduğu gibi, Kilisenin gözetiminde, siyaseten kurgulanmış bir terör bahanesiyle modern silahlarla alt-üst edilmesinde ne yazık ki, Batı’nın İslam’ı etkisiz kılma amacı gözardı edilemez. Batı kamuoyu, elli yıldır bahsini edip korkusunu yaşadığı “İslam’ın yükselişi” ni durdurmak istiyor. Hem de içimizden kiraladığı ırkçı, tekfirci fesat şebekeleri eliyle bunu yapıyor. Çağdaş uygarlığın egoizme mahkum vahşi yüzü, İslam’ı durdurmaya çalışsa da, insaniyet, adalet ve merhamet merkezli bu yükseliş “galip gelecek” ve durdurulamayacaktır.

Ümitsiz olmaya gerek yok.

Çok değil, Akif’in “belki yarın” dediği kadar yakın bir gelecekte adalet ve şefkat yoksunu “sefih medeniyetin” içi kurtlanmış sütunlarının insanlığın üstüne çökme çatırtılarını duymaya başladığımızda, “insani yardım tırlarını” “medeni” dünyayaya göndermek ihtiyacını duyulabiliriz.

Göreve hazır ve donanımlı olmakta fayda var!...

 

 


Bu haber için yorum yapmak istiyorum!




Mahmut Çetin
Mahmut Çetin
23:33, 16 Şubat 2016 Salı
1.Pomaklar’a ikili tezgah HDP bileşenlerinden en şaşırtıcı hareketlerden biri Demokratik Pomak Hareketi … Pomaklar , Bulgaristan ve Yunanistan sınırları içinde yaşayan Müslüman bir halk. Pomaklar üzerinde bütün güç...
İbrahim Ethem Gören
İbrahim Ethem Gören
16:51, 24 Haziran 2016 Cuma
Hamiş Sondevir’deki köşemde medeniyetimize ait değerlere sahip çıkan koleksiyonerleri zaman zaman misafir etme niyetimdeyim. Bu cümleden olarak ülkemizin önde gelen hat sanatı koleksiyonerlerinden Sami Tokgöz ’ün hat merakını...
Fevzi Öztürk
Fevzi Öztürk
15:52, 22 Nisan 2014 Salı
Ekonomimizin balans ayarcılarının başı olan patronlar kulübü TÜSİAD zaman zaman görüşlerini açıklar ve büyük kıyamet kopar. Bazen bu görüş sözlü olur, bazen de hazırlatılan bir rapor....
Yaşar Süngü
Yaşar Süngü
05:06, 29 Haziran 2016 Çarşamba
İngiliz halkının, 'AB'ye hayır' kararı ve ardından kararın dünyadaki etkisi, bir delinin kuyuya taş atıp, 20 akıllının taşı çıkarmaya çalışmasına benzedi. AB üyesi devletler ve Türkiye, İngiltere'nin AB'den ayrılması durumunda çıkacak duruma...